En güzel benzetme, bir Erivanlı öğrenciye ait: Maçın bitiş düdüğü ile sahaya siyasilerin inmesi, topa diplomatların girmesi gerekiyor. Aksi takdirde bundan önce olduğu gibi, birçok inisiyatif gibi, kadük kalacak ve yeni hayalkırıklıkları yaratacak.
ERİVAN - Erivanda spor ve siyaset iç içe geçmiş durumda. Türkiye-Ermenistan Milli Takımının Dünya Kupası Eleme maçı sadece bir maç olmaktan çıkarak, Ermenistan Devlet Başkanı Serj Sarkisyanın daveti ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün bu daveti kabul etmesiyle başka bir boyut kazandı.
Erivanda en çok merak edilen soruların başında bu buluşmanın sportif bir karşılaşma aracılığı ile başlayarak, iki ülke arasında yeni bir sayfa açıp açmayacağı, dünya diplomasi tarihine tıpkı ABD-Çin arasında 1970lerdeki ping pong politikası ile geçen sürecin bir benzerinin yaşanıp yaşanmayacağıydı. Ancak ortada olan, tüm bunların, yani bu sürecin uluslararası ilişkiler kitaplarına yeni bir bölüm olarak eklenmesinin, maç sonrasında atılacak adımlara bağlı olması...
İki ülke arasında çözümü çok zor meseleler olduğu konusunda herkes hemfikir. Erivan sokaklarından, üniversite koridorlarına ya da siyasi partilerin lobilerine kadar, görüştüğümüz birçok kişi benzer görüşlere sahip.
En güzel benzetme ise bir Erivanlı öğrenciye ait: Maçın bitiş düdüğü ile sahaya siyasilerin inmesi, topa diplomatların girmesi gerekiyor. Aksi takdirde bundan önce olduğu gibi, birçok inisiyatif gibi kadük kalacak ve yeni hayalkırıklıkları yaratacak.
ERİVAN SOKAKLARINDA HAVA OLUMLU Erivan sokaklarında hava genel anlamda olumluydu. Sadece Cumhurbaşkanı Gülün gelecek olması bile insanlarda farklı bir hava, farklı bir umut yaratmış. Peki Gülün gelmesi niçin önemli? diye sorduğunuzda bazılarından hiçbir yanıt alamıyorsunuz. Sadece gelmesi bile önemli diyor sokaktaki insanlar.
Kafkasya Enstitüsü Başkanı Aleksandr İskendaryan; Ermenistan bu konuda çok ciddi ve samimi diyor. İskendaryan Başkan Sarkisyanın, şahin bir politikacı gibi görünse de pragmatist bir kişilik olduğunu söylüyor ve devam ediyor: Ermenistan ekonomik olarak sıkışmış durumda. Özellikle Gürcistan krizinden sonra hem Ermenistan hem de Türkiye yeni arayışlara girdi. Bu kriz iki ülkeyi yeni arayışlara yöneltti.
Peki ya iki ülke arasında uzlaşmaz gibi görünen derin sorunlar ne olacak? Her iki ülkede de muhalefetin yoğun baskısı, bundan sonraki süreci riskli bir hale getirebilir mi?
Her iki ülke devlet başkanının kendi adına siyasi ve diplomatik risk aldığı kabul ediliyor. Ama Sarkisyanın bu hamleyle muhalefetin elindeki kozu aldığı da düşünülüyor. Sertlik yanlısı bir politikacı olarak bilinen Sarkisyan, yıllar önce benzer fikirleri savunduğu için iktidardan devrilen Levon Ter Petrosyanın politikasını izleyerek muhalefeti susturuyor.
TAŞNAK: BU HEYECANLI BEKLEYİŞİ ANLAYAMADIK 16 partiden oluşan muhalefet bloğu, maçtan önce yapmayı planladıkları hükümet karşıtı gösterileri erteleme kararı alıyor. Gerekçe ise bu gösterilerin Türkiye karşı süreci eleştiren gösteriler gibi algılanmasından kaçınmak.
Ermenistandaki ılımlı havadan rahatsız olan radikal milliyetçi Taşnak Partisi Sanki kaybettiğimiz bir kardeşimizi karşılıyoruz. Bu heyecanlı bekleyişi anlayamıyoruz demek ihtiyacı hissediyor.
Ermenistan Akademisi Doğu Çalışmaları Bölüm Başkanı Ruben Saftaryan, sürece iyimser bakıp abartmak istemeyenlerden: Beklemek, görmek gerekiyor. Şimdiden bir şey söylemek çok güç. Ancak atılan küçük ama önemli bir adım. Çıtayı çok yüksek tutmamak gerekiyor. Saftaryana iki ülke arasındaki çözülmesi zor görünen ve derin sorunları soruyoruz. Yanıtı: Kolayından başlamak, adım adım ilerlemek gerekiyor. Soykırım iddialarından, Karabağ sorunundan ve harita meselesinden söz ediyor. İşin kolayı diyor; sınırların açılması ya da diplomatik ilişkidir.
Peki iki halk arasında kopan bağları bir maç bağlayabilir mi? Birbirine komşu, birbirlerine bu kadar yakın ama bir o kadar da uzak iki ülke ilişkileri normalleşebilir mi? Ya da iki halk kafalarındaki önyargıları yıkabilir mi?
İKİ HALK BİRBİRİNİ TANISA TABULAR YIKILIR Haçik Derderyan eski bir dışişleri bakanlığı çalışanı. Şimdilerde Erivanda bir pizzacı dükkanı işletiyor. Türkiye kökenli ve uzun yıllar Fransa, Kanada, Amerika gibi ülkelerde yaşadıktan sonra Ermenistana dönmüş. Derderyan, iki halk arasındaki farklı imajların tarihi tezler ve kaynaşmama nedeniyle korunduğunu, iki halkın birbirini tanıması halinde birçok tabunun yıkılacağını savunuyor. Derderyan, Türk gazetecilerin istilasına uğrayan Erivanda bir arkadaşının anlattıklarını aktarıyor: Bunlar Türklere benzemiyor diyen arkadaşına, Artık Türkler değişti, bu Türkler senin bildiğin Türklerden değil yanıtını veriyor; biraz da arkadaşıyla dalga geçerek...
Erivandaki Hrazdan Stadyumunun 55 bin kişilik kapasitesinin dolmayacağı, günler öncesinden belli olmuştu. Türkiye Futbol Federasyonunun (TFF) seyircilerin gitmesini çok fazla teşvik etmediği, dolaşan dedikodular arasındaydı. Türkiyeden sadece bir milletvekili; ÖDP Genel Başkanı Ufuk Uras tribündeki yerini almıştı. Ancak tribünleri dolduran ateşli 20 bin taraftarın daha sert, daha siyasi mesaj vereceği endişesi, maçın başlaması ile birlikte ortadan kalktı.
3T PANKARTLARI AÇILDI Recognize tişörtlü 2-3 bin kişi birlikte otururken, maraton tribününde açılan 3T pankartları birkaç dakika havada kaldı. 3T, Milliyetçi Taşnak Sütyun Partisinin Tanıma, tazminat, toprak üçlüsünden oluşan tarihi talebiydi. Ama daha sonra bu pankartlar da maçın heyecanında kaybolup gitti.
Erivanda maç öncesinde sayıları 500 ile 1000 arasında değişen ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün geçiş güzergahı üzerine yerleşen protestoculara az ya da çok demek nereden bakıldığına bağlı. Ancak maç boyunca Erivanda, özellikle siyasi atmosferi koklamaya çalışan gazeteciler için bu sayı sürpriz değil ve hatta normaldi. Ben Vandan geldim, 1915i unutma pankartları ve benzeri sloganlarla Gülü protesto etmeye çalışanlar yeni başlayan bu sürecin çeşitli zamanlarda nasıl tıkanma noktasına geleceğinin de ipuçlarını veriyordu.
TÜRKİYE DİYE BAĞIRAN GENÇ KIZLAR DA VARDI Ancak buna karşın maç çıkışında sırtında Taşnak bayrağı taşıyan kadınlar kadar Türkiye! Türkiye! diye bağıran genç kızlar da vardı. Türkiyedeki maçtan sonra da Hayastan! yani Ermenistan! diye bağıran olur mu acaba?
Abdullah Gülün tarihi ziyareti birçok kaygı ve gerginlik beklentisine rağmen beklenenin üzerinde olumlu ve ılıman bir havada geçti. Sokaklara dönüp baktığımızda büyük ve derin sorunların çözümünü beklemeden, iki ülkenin yakınlaşması ve sınır kapısının açılması fikri, bir maç dolayısıyla olsa bile bir çok kişiyi umutlandırdı.
Her iki cumhurbaşkanının da kurşun geçirmez camların arkasından seyircileri selamlarken, yüzlerindeki ifade, bir saat önceki buluşmanın da yumuşak ve olumlu geçtiğinin bir ifadesi gibiydi. Gül, Tarihi bir adım attık derken Sarkisyan, Sorunların çözümü için gelecek nesilleri beklemeyeceğiz demişti.
İstiklal Marşının ıslıklanması futbol seyircilerini bilenler için çok da yabancı bir durum değildi. Aralarında gerçekten sorun bulunan iki ülke arasındaki maçta İstiklal Marşının ıslıklanması hoş olmamakla birlikte maçın bir ilk olması açısından doğal karşılanmalıydı.
Maç sonrasında herkes rahatlamıştı. Olaysız bir maç, olumlu bir siyasi buluşma gerçekleşmişti. Ancak ellerindeki pankartlarda, Ben Vandan, Ardahandan geldim diyenleri de anlamak gerektiğini söylüyordu bir Erivanlı: Zaten Ermeni sorunu da bu değil mi? İnsanlığın yıllardır süren travmaları var. Bu travmayı atlatmak uzun yıllar alır. Zaten birçok kişi bu buluşmanın bir başlangıç olduğunu düşünüyor. Yoksa Türkiyenin Ermenistanın taleplerini hemen kabul etmesini değil.
Sırtında bayrağı ile yürüyen bir diğer Erivanlı ise Gördüğünüz üzere birçok kişinin korktuğu gibi burada bir düşmanlık yok. Bu olay komşuları birbirine daha yakınlaştıracaktır. Ancak insanların tarihi hemen unutmasını da beklemeyin dedi.
Maç sonrasında yayımlanan bazı gazeteler hem cumhurbaşkanlarının buluşmasını hem de maçı olumlu bir başlangıç olarak nitelendirdi. Ancak kimileri de Bu yakınlaşma soykırım iddialarından vazgeçilecek anlamına gelmiyor yorumunu yaptı.
6 Eylülde atılan adımı, önemli ama zorlu bir yolun başlangıcı olarak değerlendirmek yanlış olmaz. Ancak iki komşu halk arasında bir umudu yeşerttiği de ortada.
Gel kim olursan ol yine gel muazzam
ifade ve terbiyesini almis bir millet
olarak UZAT ELINI UZAT KIM OLURSA UZAT
yaklasimindan zarar gelmeyecegini
anlamisizdir artik tahmin ediyorum.
Bakin aynisini yani cozumu
istedigimizi Kibris konusunda da
ortaya koyduk ve bugun hepimiz kabul
ediyoruzki cozume daha yakiniz. En
azindan cozumu istemeyenleri butun
dunyaya teshir ettik. Ermenistan
konusu da ayni hic kimse bizden bize
ait olani biz vermeyi istemedikten
sonra alamayacak. Dunya bizi barbar
olarak tanidi yillarca COZUM URETMEDEN
oturduk yillarca o koltuklarda.