Banu Güven (Gazeteci)
KEMALİN DUYGULARININ ANLATIMINDAN ÇOK ETKİLENDİM
Orhan Pamukun Masumiyet Müzesini büyük merakla bekliyordum. Bunun bir aşk hikayesi olacağını da biliyordum ama kitabı elime aldığımda ve okumaya başladığımda o aşk hikayesinin derinliğinden ve yazarın romanın kahramanı Kemalin duygularını anlatımından çok etkilendim.
Aynı zamanda bu aşk hikayesini okurken bizim yaşadığımız toplumun bu ilişkileri nasıl şekillendirdiğini de yazarın çok ustaca, zaman zaman esprili bir şekilde anlattığını gördüm. Bir erkek edebiyatçının erkek bir kahramının yaşadığı aşk duygusunu bu kadar samimi bir şekilde anlatabilmesi de beni etkiledi.
OKUDUĞUM EN DERİN AŞK ROMANI
Kitapta Türkiyede kadınların kendi bedenlerine ve hayatlarına tamamen hükmedebilmelerinin, bireysel özgürlüklerini yaşayabilmelerinin toplum tarafından nasıl baskılanabildiğini de bize çok iyi hatırlatan bölümler var. Masumiyet Müzesi için okuduğum en derin aşk romanı diyebilirim.
AŞK HİKAYESİNİN ÜZERİNDEN AKIP GİDEN BİR HİKAYE
Masumiyet Müzesinin Orhan Pamukun diğer bütün romanlarından farklı olduğunu düşünüyorum. Diğer romanlarında da aşk var ama bu başlı başına aşk hikayesinin üzerinden akıp giden bir hikaye.
Masumiyet Müzesiyle Orhan Pamuk daha önceki kitaplarıyla oluşturduğu dünyayı daha da büyüttü ve bu dünyayı iyice ölümsüzleştirdi.
İNSAN KENDİ İÇİNE DE YOLCULUKLAR YAPIYOR
Bu kitabı okurken insan, kahramanlarla birlikte kendi içine de yolculuklar yapıyor. O açıdan da beni etkileyen bir kitap oldu.
Romanda aşk, aşktan kaynaklanan mutluluk, acı ve acıdan duyulan haz var. Hiçbir zaman kaybolması istenmeyen anların eşyalarla canlı tutulmaya ve bugüne taşınmaya çalışılması herbirimizin içinde de olan duygular. Bunları hatırlama ve üzerinde düşünme ihtiyacı duydum romanı okuduğumda.
Filiz Aygündüz (Milliyet Gazetesi Kültür Sanat Editörü)
ZEKASINA BİR KEZ DAHA ŞAPKA ÇIKARDIM
1975ten 2005e uzanan 30 yıllık bir yolculuk... Annemle babamın gençlik yıllarının ve tabii kendi çocukluğumun İstanbuluna bir kez daha Orhan Pamukun gözüyle baktım. Üstelik bu kadar zorlu bir aşk hikayesinin izlerini sürdüm. Heyecan verici bir deneyimdi.
Öte yandan zekasına bir kez daha şapka çıkartılacak bir romancının, ince ince işlediği ayrıntılarla dolu bütün o 592 sayfaya, gösterdiği sabıra ve sanatına hayran kalmamak mümkün değil.
Masumiyet Müzesi, bizimki gibi toplumlarda sadece kadın olmanın değil, erkek olmanın da, başka bir deyişle cinsiyet temmelli varoluşun bütün güçlüklerini temize çekme şansı veriyor okura. Bütün bunları o müthiş kurguya eşlik eden özgün bir edebiyat lezzetini tadarak yapmak da Orhan Pamuk okuru olmanın tanıdık avantajı belki de...
Bu girizgahtan sonra diyebilirim ki o en çok sevdiğim Orhan Pamuk romanı Sessiz Evin yanına koyuyorum Masumiyet Müzesini. Sanırım evle müze arasında birkaç kez daha gidip geleceğim.
Ayrıca Pamuk bu romanında tarafsız. Sözgelimi burjuvayla mesafesi neyse, romanda geçen yoksul kesimle mesafesi de o. Karakter ya da sınıf tutan bir yazar havası yok. Bu anlamda okura da müthiş bir özgürlük sağlıyor; etki altında kalmadan kimi sevip kimi sevmeyeceğine, hangisine anlayış gösterip göstermeyeceğine okurun kendisi karar veriyor.
ANLAMAYA ÇALIŞMA KONUSUNDA SAMİMİ BİR YAZAR
Pamukun bakışında bu toplumda yaşayan biri olarak, yaşadıklarımız ve zaten farkında olduklarımız kadar, gözümüzden kaçanlarla ya da bizzat kaçtıklarımızla yüzleşme fırsatı sunan bir derinlik olduğu kesin. En akla yatmayan hatta bugün itibariyle komik gelen, kendisinin de dengeli bir şekilde dalgasını geçtiği birtakım meselelerde bile, toplumun sosyolojik haritasını gözü kapalı çizmiş bir yazarın üstten bakışına rastlanmıyor. Bütün roman boyunca anlamaya çalışma konusunda samimiyet göstermiş bir yazar var karşımızda.
TUTKULU, OBSESİF VE ACIKLI BİR AŞK
Tutkulu, obsesif, aslında çok da acıklı bir aşkı büyük romancılara özgü bir kafa yapısı ve hayat bilgisiyle detaylandırıyor. Öyle katmanlı bir anlatım var ki romanda, olası bütün katlarını soyup önümüze kelime kelime koyduğu aşk; bazen bir hastalık gibi duruyor, bazen yangında ilk kurtarılması gereken, bazen hiç bulaşılmaması gereken, bazen de özlenen bir kavram olarak karşımıza çıkıyor.
Yekta Kopan (Yazar, Radyo ve Televizyon Programcısı)
ÇOK BEĞENDİĞİM
 |
|
Kitabı henüz bitirmesem de şimdiden söyleyebilirim ki çok beğendiğim, olumlu konuşacağım bir kitap oldu. Tam da Türk toplumunda ve doğu toplumunda aşkın, cinselliğin nasıl yaşandığı ve bununla nasıl yüzleşebileceğimiz konusunda etkileyici bir kitap.
Toplumsal olana bakışı, özellikle Kara Kitap ve Yeni Hayattan çok farklı olmayan bir çizgide ama daha çok aşk vurgusuyla aşkın, cinselliğin, kadın erkek ilişkilerinin özellikle de kadın olma durumunun Orhan Pamukun dünyaya bakışı ve edebi yeteneğiyle yazılmış ve sergilenmiş.
Hakkı Mısırlıoğlu (Orhan Pamuk kitaplarının kapak tasarımcısı)
NOBELLİ YAZARA YAKIŞAN BİR ROMAN
Orhan Pamuk ilk kitabından bu yana hayranı olduğum bir yazar. Son romanı da benim için yine Orhan Pamuk lezzeti taşıyan, çok tatmin edici, eğlenceli aynı zamanda insanın boğazında düğüme yol açan bir edebiyat şaheseri. Nobel ödüllü bir yazara yakışan usta işi bir roman.
Masumiyet Müzesinde aşkı, tutkuyu daha yoğun buldum. Aşka daha fazla odaklandığı söylenebilir ama Pamukun bütün romanlarında aşkı, tutkuyu görmek mümkün. Politik bir roman olarak görülen Karda bile. Bir kıyaslama yapamıyorum. Pamukun bütün külliyatı içerisinde en beğendiğim değil ama kesinlikle en beğendiklerim arasında.
TÜM ROMANLARINDA AŞKI VE TUTKUYU GÖRÜYORUM
Pamukun bu romanında toplumsal olana bakışında ironik bir yan var. Bıyık altından gülerek ama asla aşağılamayarak yapılan bir bakış. Aşağılamaya prim vermeyerek hafif hafif dalgasını geçiyor.
Toplumsal olana bakışı açısından o yılların İstanbul panoramasını bu kadar detaylı görmek gerçekten heyecan verici. Unuttuğunuzu sandığınız şeyleri tekrar hatırlıyorsunuz. Sinemayı merkeze koyup işlediği için de son derece görsel bir yapı ortaya çıkıyor.
KİTABIN TASARIMI ORHANIN ARŞİVİNDEN
Orhanla son 1-2 aydır kitabın kapağına yoğunlaştık ama bundan 2-3 yıl önce de kitap üzerine konuşmuştuk. İlk önerim kitabı okurken şekillenmişti. O zaman kafamda olan kapak şu anda ki kapak değildi. Önerim başka birşeydi; oldukça iddialı bir öneriydi. Kapak tasarımını Orhanla ve yayıneviyle tekrar gözden geçirdik ve ortaya böyle bir kapak çıktı. Orhanın fikriyle arşivinden ortaya çıkmış bir şey.
Bu kitapta özellikle tanıtım olarak reklam yoluna ağırlık verilmedi. Kapak tasarımında da kitap kadar güçlü bir yöntem olması gerektiğini düşünmüştüm ama dediğim gibi o kenara koyuldu.
Kapak sade değil ama duygu olarak daha hafif. Pembe tonu ile aşk romanlarını, yazı karakteriyle 70li yıllarının film afişlerini, kolajıyla o yılları ve daha öncesindeki İstanbulu çağrıştıran bir çalışma oldu.