Zincir, halat gibi yüzmeyeceğine ve şamandıra zincirle dipteki bir tonoza normal olarak dikey bağlanmış olacağına göre, şamandıraya çarpmadan bu kaza nasıl oldu, haberden tam anlamak kolay değil.
Ancak bizim bu kaza nedeniyle esas sözünü etmek istediğimiz şey, şamandıraların İstanbul Boğazındaki son konumları...
Uzun yıllardan bu yana deniz ile iç içe, Boğaz kıyısında yaşar ve denizde balık avlar, gezeriz.
Son dönemde dikkatimizi çeken bir dağınıklık yetkili gözlerden kaçıyor gibi...
Şamandıralar sahillerin önünde yan yana düzensiz sıralanmakta. Biri küçük, biri büyük, bir diğeri ise kocaman ve hepsi ayrı ayrı renge boyanmış...
Birkaçı hariç üzerinde uyarıcı bayrak ve geceleri yanan-sönen ışık yok...
Boğaz uluslararası seyir yolu olduğuna göre,deniz üzerinde trafik için tehlikeli bu engeller, deniz haritalarına işlenmiş mi? Bilmiyoruz.
Şamandıralar yüzünden boğazlarda bazı koylara girmek olanağı zaten kalmamış. Çünkü tonoz-şamandıralar, öylesine konulmuş; düzensiz, denize atılmış duruyor...
Eskiden beri adı Nato İskelesi olan yerler vardır Boğazda. Buralara devamlı (askeri amaçlar hariç) tekne bağlanmaz. Tekne yanaşır, ihtiyaçlar görülür ve iskele terk edilirdi... Şimdi bakıyorsunuz, ticari amaçlı bir tekne, kıçtan kara Nato İskelesini yıl boyu işgal ediyor; sağlı sollu başka irili ufaklı tonozlar da cabası. Denizin üstü-içi karmakarışık
Bir başka konu...
Boğaz kıyı şeridi birçok yerde son yıllarda insana değer veren bir yapılanmaya kavuştu. Bunu görmezden gelmemek herkesin borcu olmalı, alkışlamalıyız. Ama bu kentin en güzel yerine yakışır yapılanmayı oluşturmak yeterli değil. Korumak da gerek.
İnsanlar, sahilde gezsin, balık tutsun diye yapılan rıhtımların önünde bağlı bir dolu tekne, ticari amaçlı bekliyor. İnsanımız ise demir yığınlarını seyretmeye mahkum ediliyor... İstanbulluların Boğazda zevksiz, kötü görünümlü teknelerin oluşturduğu görüntü kirliliği ile karşı karşıya kalmasını engellemek hiç de zor olmasa gerek.
Bir de şu dibi kazıyan tirol denen zararlı aletler... Midye çıkarmak için faaliyet içindeler ve Boğazda deniz dibi doğal yapısını tahrip ediyorlar; balık üretimi zarar görüyor. Bunlara dur demek o kadar zor değil. Herkesin, o arada yetkililerin de gözü önünde yapılan uygulamalar bunlar.
Deniz trafiğinden de söz etmek gerek. Her türlü radar ve yönlendirme sistemlerine rağmen, birbirlerini yan yana geçme yarışında olan yük gemileri ayrı bir tehlike kaynağı...
Bunlar radarlarda görünmüyor mu? Ne ceza kesiliyor? Merak etmemek mümkün değil.
Ancak şu sorulara cevap aramak da görevimiz olmalı, eğer bu şehri seviyorsak, dünyada eşi olmayan BOĞAZ a değer vermek zorunda isek;
Boğaz kıyılarına atılan düzensiz şamandıraların izinleri var mı? Yoksa, hepsi izne ve belli düzene tabi olsa, ilgili makama gelir getirmez mi?
Kıyılara yanaşık devamlı duran ticari tekneler, açık denize bağlansa, örneğin Haydarpaşa Limanı gibi, daha güzel olmaz mı? Sahillerin rahatlaması dışında kıyıdaki beton rıhtımların gelişigüzel parçalanması da önlenmez mi?
Nato iskelesi adlı yanaşma yerleri kimin denetimindedir? Bunlara sahip çıkmak zor mudur?
Tirol çekenlere Hayır denemez mi ?
İstanbulu ve Boğazı sevmek kolay değil, sahip çıkmak, güzeli istemek hepimizin görevi olmalı...
Hep beraber izlemeye devam edelim...
Her gecenin bir sabahı vardır.