Prof. Dr. Murat Yurdakök, Türkiyede her yıl doğan yaklaşık 1.3 milyon bebekten, en az 130 bininin düşük doğum ağırlıklı ve bu bebeklerin üçte ikisinin prematüre olduğunu söyledi.
ANKARA - Hacettepe Üniversitesi (HÜ) Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Türk Neonatoloji (Yenidoğan Bebek) Derneği Başkanı Prof. Dr. Murat Yurdakök, 2004te yapılan bir çalışma sonucuna göre, 24ü üniversite hastanesi olan 26 merkezde vücut ağırlıkları 2000-2500 gram bebeklerin yüzde 7si, 1500-2000 gramların yüzde 12si, 1250-1500 gramların yüzde 14ü, 1000-1250 gram olanların yüzde 20si, 750-1000 gram olanların yüzde 42si, 500-750 gramların yüzde 60ı kaybedilmiştir dedi.
Murat Yurdakök, Neonatoloji (Yenidoğan Bebek Hastalıkları) alanında 1970li yıllarda başlayıp 1990lı yıllarda hızlanan bilimsel ve teknolojik gelişmelerle çok küçük prematüre bebeklerin yaşatılmasının mümkün hale geldiğini kaydetti.
Yenidoğan bebeklerin yaşatılabilmesi için, bebeğin organlarının yeterince oluşması gerektiğini ifade eden Yurdakök, Amerikan Pediatri Akademisinin, gebelik yaşları 23 haftanın veya doğum ağırlıkları 400 gramın altında olan bebeklerin doğumdan sonra yaşatılmaya çalışılmamasını önerdiğini anlattı. Yurdakök, bu sınırın bazı Avrupa ülkelerinde 500-600 gram olduğunu belirterek, Bebek küçüldükçe sıklıkları ve şiddetleri artan beyin içi kanamalar ve beyin dokusundaki zedelenmeler sinirsel sakatlıkların başlıca nedenidir. Böyle bebeklerde kandaki oksijen düzeyleri normal düzeylerde bile olsa göz diplerinde körlüğe kadar gidebilen değişiklikler olabilmekte; ağır işitme bozuklukları görülebilmektedir diye konuştu.
ÇOĞUL GEBELİKLERDE PREMATÜRE RİSKİ Prof. Dr. Yurdakök, son yıllarda tüp bebek gibi yardımcı üreme tekniklerinin fazla kullanılması sonucunda çoğul gebeliklerin erken doğum riskini artırdığını belirterek, Bu da ölme ve yaşam boyu ağır sakatlıklara sahip olacak bebeklere neden olmaktadır dedi.
Türkiyede küçük prematüre bebeklerin bakımı konusunda yeterli bir alt yapının olmadığını savunan Yurdakök, çoğul gebeliklerin doğumlarının, yalnız çocuk hekimlerinin değil, konularında deneyimli çocuk nörolojisi, göz hastalıkları, odyoloji (işitme), fizik tedavi ve diğer uzmanlarının bulunduğu yerlerde yaptırılması gerektiğini söyledi.
Yurdakök, çoğul gebeliklerde ikiz bebeklerde genellikle önemli bir sorun görülmezken, üçüz bebeklerin çoğu kez gebeliğin 32. haftasında doğduğuna dikkati çekerek, rahim içindeki fetus sayısı arttıkça bu sürenin daha da kısaldığını dile getirdi.
Birkaç küçük prematüre bebeğin yaşatılmasının da hastanelerin büyük başarısı olarak zaman zaman medyada yer almasını eleştiren Yurdakök, şunları kaydetti: Reklam endişesi ile olay bir yarışa dönüştürülmektedir. Böylece her kurum, hekimleri hayrete düşüren, kendi mucize bebeğini ya da parmak çocuğunu medyada sergilemeye çalışmaktadır. Herkes yaşattığınız en küçük bebek ne kadar? diye sormakta, sanki yaşatılan en küçük bebek, o kurumun bilimsel niteliğini yansıtıyor sanılmaktadır. Doğumlardan sonra bebekler yanyana sıralanmaktadır. Bunun ardından her şey unutulmakta, bu çocukları ne gibi tehlikelerin beklediği merak bile edilmemektedir. Bebekler büyüdükçe ortaya çıkan büyük ya da küçük sakatlıklarla aile başbaşa bırakılmaktadır.
Yurdakök, yaşatılan ileri derecede prematüre bebeklerin daha sonraki yıllardaki durumları hakkında yurt dışında yapılan bir çalışmada, İngiltere ve İrlandada 1995te doğan, gebelik yaşları 25 hafta veya altında olan ve yaşatılabilen 308 bebeğin, 6 yaşlarında değerlendirmeye alındığını söyledi. Çalışmaya göre, gebelik yaşları 22 hafta olan bebeklerin sadece yüzde 1i, 23 haftalıkların yüzde 11i, 24 haftalıkların yüzde 26sı ve 25 haftalıkların yüzde 44nün taburcu edilebildiklerini anlatan Yurdakök, Yaşayan bebekler 6 yaşlarına ulaştıklarında gebelik yaşları 22 hafta olan bebeklerden hiçbirinin sağlıklı olmadıkları görülmüş; bu oran 23 haftalık doğanlarda yüzde 1, 24 haftalıklarda yüzde 3, 25 haftalıklarda yüzde 8 olarak saptanmıştır diye konuştu.
Yurdakök, prematüre bebeklerde, akciğerlerinin gelişmemesine bağlı olarak kronik akciğer hastalığının da görülebildiğini ifade ederek, yaşamın birinci ayının sonunda doğum ağırlıkları 750 gramın altında olan bebeklerin yüzde 90-100ünün, 750-1000 gram olanların yüzde 50-70inin, 1000-1250 gram olanların yüzde 30-40ının oksijene bağımlı olduklarını, bu bebeklerin eve oksijen hatta solunum cihazı desteği ile gitmeleri gerektiğini kaydetti.
TÜRKİYEDE DOĞUMLARIN BEŞTE BİRİ EVDE Yurdakök, Türkiyede doğum yapan kadınların üçte birinin doğurdukları bebeklerin vücut ağırlığını bilmediğini ifade ederek, doğum ağırlığını bilenler arasında doğurduğu bebeğin 2 bin 500 gramın altında olduğunu belirtenlerin oranının yüzde 11 olduğunu dile getirdi.
Türkiyede, her yıl doğan yaklaşık 1.3 milyon bebekten, en az yüzde 10unun, yani 130 bininin düşük doğum ağırlıklı (yani doğduklarında 2.5 kilogramın altında) olduklarını belirten Yurdakök, genellikle düşük doğum ağırlıklı bebeklerin üçte ikisinin prematüre olduğunu söyledi.
Yurdakök, Buna göre ülkemizde her yıl 85 bin prematüre bebek doğmaktadır. Bunların ne kadarının yoğun bakım gerektiren küçük prematüreler olduğunu bilmiyoruz. Ancak diğer ülkelerde yapılan çalışmalarda doğan bebeklerin yüzde 2sinin vücut ağırlıklarının bin 500 gramın altında olduğu göz önüne alınırsa, her yıl vücut ağırlıkları bin 500 gramın altında olan ve yeni doğan yoğun bakım ünitelerinde bakılmaları gereken 26 bin küçük prematüre bebek doğmaktadır diye konuştu.
Tükiyede, prematüre doğan bebeklerin kaçının yaşamını yitirdiğinin bilinmediğini dile getiren Yurdakök, şunları kaydetti: Türk Neonatoloji Derneğinin 2004 yılında yaptığı değerlendirmede, 24ü üniversite hastanesi olan 26 merkezde vücut ağırlıkları 2000-2500 gram bebeklerin yüzde 7si, 1500-2000 gramların yüzde 12si, 1250-1500 gramların yüzde 14ü, 1000-1250 gram olanların yüzde 20si, 750-1000 gram olanların yüzde 42si, 500-750 gramların yüzde 60ı kaybedilmiştir. Büyük merkezlerin dışında doğan bebekler arasındaki ölüm oranlarının çok daha fazla olduğu zaten bilinen bir gerçektir.
Yurdakök, Türkiyede doğumların beşte birinin de evlerde yapıldığını, doktor ya da hemşire yardımı olmadan yaptırılan doğumların oranının yüzde 17 olduğunu belirterek, Başka bir deyişle ülkemizde her yıl en az 250 bin bebek evlerde, sağlık personelinin yardımı olmadan doğmaktadır dedi.
ACİL AMBULANSLARINDA ÖZEL NAKİL KÜVÖZLERİ YOK Gelişmiş ülkelerde yenidoğan yoğun bakım hizmetlerinin yeterince verilebilmesi için bazı ölçütler getirildiğini anlatan Yurdakök, Amerikan Pediatri Akademisine göre her bin doğum için bir adet 3. düzey bakım ünitesi (solunum cihazı ve diğerleri), 4-6 adet 2. düzey bakım yenidoğan bakım yatağı (küvöz) ve her 2 bin 500 canlı doğum için bir adet neonatolog (yenidoğan bebek hastalıkları uzmanı) bulunmasının zorunlu olduğunu kaydetti.
Yurdakök, Bu durumda yılda en az 1.3 milyon bebeğin doğduğu ülkemizde bin 300 adet yenidoğan yoğun bakım ünitesi, en az 5000 küvöz ve 500 neonatolog bulunması gereklidir dedi.
Türkiyede birkaç küvöz ve solunum cihazı alan hastanelerin, yenidoğan yoğun merkezine sahip olduklarını ilan ettiğini ileri süren Yurdakök, Böyle merkezlerde tam zamanlı çalışan neonatolog bulunması gereklidir. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde 24 saat boyunca yalnız 1-2 bebeğe bakım verecek en az bir hemşirenin, her 3 bebek için bir solunum cihazının, her türlü laboratuvar incelemeleri ile tıbbi (diyaliz gibi) ve cerrahi girişimin (kalp ve beyin ameliyatları gibi), yapılabileceği yerler olmalıdır diye konuştu.
Yurdakök, Türk Neonatoloji Derneğinin 2004te yaptığı değerlendirmeye göre, Türkiyede 23 üniversite hastanesinden ancak 5inin uluslararası ölçütlere göre yenidoğan yoğun bakım ünitelerine sahip olduğunu bildirdi.
Hasta ve küçük bebeklerin nakillerinin de sadece özel donanımlı ambulanslarla, eğitilmiş doktorlar tarafından yapılabileceğini ifade eden Yurdakök, Hızır Acil Ambulanslarında özel nakil küvözleri olmadığından bu amaçla kullanılamayacaklarını söyledi. Yurdakök, Yeterli donanımı olmayan ambulansa konularak nakledilmeye çalışılan bebeklerde ölme olasılığı, yaşayanlarda da özellikle beyin zedelenmesine bağlı sakatlıkların çok sık olduğu unutulmamalıdır dedi.