Etnik milliyetçiliğin, bilinç altına itilen düşmanlıkların bir gün önce ekmeğini paylaşan insanları bir gün sonra komşusuna tecavüz edecek kadar yabancılaştırdığını Bosnada gördük.
İSTANBUL - Milliyetçiliğin nerelere varabileceğini, insanların nasıl bir akıl tutulması yaşayabildiğini onlarca yıldır birlik görüntüsü altında nefretin nasıl yaşatıldığına tanık olduk. O zaman Sırp-Hırvat milliyetçiliğiydi bu. Şimdi başka bir coğrafyada başka milliyetçilikler kolayca aynı korkunç tabloları yaratabilir.
1995 yazında Serebrenicadan Tuzlaya kaçan binlerce kadın, yaşlı ve çocuk havaalanındaki derme çatma çadırlara sığınmıştı. İlk göze çarpan erkek sayısının yok denecek kadar az olmasıydı; olanlarsa yaşlılardı. Binlerce kişi kocasını, oğlunu, kardeşini geride bırakarak kovulmuştu. Gazeteci olarak Serebrenicada korkunç olaylar yaşandığını duymuş ancak henüz doğrulatamamıştık. Zaten o dönede Sırp bölgesinden haber alabilmek çok kolay değildi.
Tuzla Havaalanındaki kadınlar ise ne yapacaklarını bilmez halde bizden yardım bekliyor, kocalarının, çocuklarının isimlerini bizlere verip yaşayıp yaşamadıklarını öğrenmemizi istiyorlardı. O acı manzara karşısındaki çaresizliğimiz insan olarak bizleri çok yaralamıştı. Gazeteciliğin ateşle imtihanı durumlarından biriydi Daha sonra binlercesinin Sırplar tarafından katledildiğini öğrendiğimiz erkeklerin kadınlarıyla karşıyaydık işte. Yapabileceğimiz tek şey Tuzladaki BM ofisine o isimleri ulaştırmak olmuştu.
Haberci olarak ise o kadınların seslerini dünyaya duyurabilmeye çalışmıştık. Sonradan neden sadece kadınların Serebrenicadan sürüldüğünü öğrenecektik. Sıcak bir yazdı; insanlar kavruluyordu. Ama onları kavuran, çaresizlik, haber alamama, dünyanın duyarsızlığı ve BMnin bile bile binlerce kişiyi Sırp kasaplarına teslim etmesiydi. Kime kızacağımızı bilemiyorduk. Haberci olarak kızgınlığımızı habere yansıtmamaya çalışsak da ortada büyük bir cinayet, etnik temizlik ve alçakça bir durum olduğunu biliyorduk.
Sırp faşistlerin katliamları karşısında objektif gazetecilik adına, hissizleşen, objektiflik adına eşitsiz güçleri eşitmiş gibi yansıtan, kurbanla katili aynı kefeye koyan, böyle bir durumda taraflara eşit uzaklıkta durmaya çaba gösteren bir ekolü temsil etmiyorduk. En azından ben etmiyordum. Tıpkı faşist Nazilerle soykırıma uğrayan Yahudilere ya da Filistinlilere bunca yıldır çektirdikleri eziyet karşılığında İsrail politikasına eşit yaklaşmadığımız gibi.
Faşist Sırp çetecileri Çetniklerin çektirdikleri acıları kadınların ağzından yansıttık. Mektuplarını haber yaptık ve katliamların devam ettiğini vurguladık. Daha sonra da ne kadar haklı olduğumuzu gördük. O yaz çok zor geçmişti. O kadınları geçmişlerini yitirmişlerdi. Aralarında tecavüze uğrayanlar da vardı. Tuzladaki rehabilitasyon merkezinde toplamışlardı onları. Aralarında intihar edenler oldu. Bazıları ise kaçırılıp Belgradtaki batakhanelerde satıldı. Tuzladaki merkezde kadınlarla görüşmek için koşulları zorlamadık. Gazetecilik vicdanımız o duruma el vermedi.
Onlara yeniden o anları tekrar yaşatmak doğru değildi. Ama merkez yöneticisi her şeyi bütün korkunçluğu ile anlatmıştı. Bosna savaşının en çok vurduğu da kadınlardı zaten. Ve hala vicdanlarındaki yüreklerindeki çizikler geçmiş değil. Sırp katiler yakalanıp adalete teslim edilse de o çizikler uzun yıllar kapanmayacak gibi görünüyor. O günlerde yaptığımız haberlerle insanların şimdinin moda tabiriyle farkında olmalarını sağlayabildik mi, Bosnada katliam yaşandığını insanlara iletebildik mi bilemiyorum. Ama o korkunç olayları yaşayanlara borcumuzu hiçbir zaman ödeyemedik, ödeyemeyiz de. Sonuç olarak gazetecilik böyle bir insanlık durumu.
Bu yüzden sadece Karadziçin yakalanması uluslar arası alanda 13 yıl sonra gelen bir başarı olsa da o kadınların ve bizlerin vicdanını rahatlatamaz. O günlerde Saraybosna kuşatmasını sadece televizyonlardan seyreden Sniper Avenueda her gün insanların arenadaki hayvanlar misalini öldürülüşünün çetelesini tutan, Yugoslavyada milliyetçiliğin kabarışını provoke eden, olan bitene göz yuman bir uluslararası toplumun Karadziçi mahkûm etmesi, bu suçluluk duygusu karşısında onların vicdanlarını rahatlatabilir.
Etnik milliyetçiliğin, bilinç altına itilen düşmanlıkların bir gün önce ekmeğini paylaşan insanları bir gün sonra komşusuna tecavüz edecek kadar yabancılaştırdığını Bosnada gördük. Milliyetciliğin nerelere varabileceğini, insanların nasıl bir akıl tutulması yaşayabildiğini onlarca yıldır birlik görüntüsü altında nefretin nasıl yaşatıldığına tanık olduk. O zaman Sırp-Hırvat milliyetçiliğiydi bu. Şimdi başka bir coğrafyada başka milliyetçilikler kolayca aynı korkunç tabloları yaratabilir.
Çünkü Bosna tek suçlu Karadziç değildir. Onunla birlikte olan, tetikçeken, tevavüz eden yüzlerce kişi şimdi Sırbistan sokaklarında dolaşıyor. Peki ne olacak Karadziçin yargılanması her şeyi halledecek mi? Uluslar arası toplumun vicdanını rahatlatacak mı?
Arentin söylediği gibi Nazi Almanyasında toplama kampındaki görevlilileri hepsi sapık katil ve Nazi ruhlu insanlar değildi. Onlar devletin kendilerine veridiği görevi yerine getirdiklerini düşünen iyi insanlardı. Yugoslavyada Kardziçin peşinden giden onun emirlerini kanlı katliamlara çeviren sırandan tetikçiler de milliyetçilik adına iyi şeyler yaptıklarını düşünmüşlerdi.
Gecen yüzyılın gördüğü son büyük katliamın kadınlara yüklediği acı büyük oldu. Ama maalesef bu konuda da tedbir almak için bunların yaşanması beklendi. Örneği, tecavüz artık bir savaş suçu kabul edildi. Bir savaş silahı olarak kullanılması yasaklandı. Ülkelerin bekalarını milliyetçilikte, bölünerek yaşamakta değil birlikte eşit şartlarda yaşamak ve zor olanı başarmak olduğu Bosnada test edildi. Ve bu test zor olanın yani birlikte yaşamın başarılmasının gerekliliğini ortaya koydu. Hem Türkiyede hemde başka coğrafyalarda Bosnalı kadınlara borumuzu ödemek için bunu başarmak zorundayız
Yalnızca Bosnalı kadınlara değil,
Iraklı, Filistinli, Ruandalı, Cezayirli,
Afganistanlı ... kadınlara da borcumuz
olduğunu biliyoruz ve unutmuyoruz ama
aynı zamanda kadınalra bu bedelleri
ödetenlere bugünkü İnsan Hakları
savunucularının seyirci kaldıklarını ve
hatta bir çoğunun faili olduklarını da
unutmuyoruz. Eğer Gonca hanımın dediği
gibi utanmalıysak bu zulme seyirci
kalanlarla birlikte seyirci kaldığımız
için utanmalıyız.
Gungor Schuurman - Yurt Dışı
29 Temmuz 2008, Salı 18:32
Sayin Mete Cubukcunun yazdigi gibi
etnik milliyetciligin kolayca her
cografyada korkunc tablolar
yaratabilecegini beynimize
yerlestirelim ,aklimizda olsun.
Mehmet ATLI - Diyarbakır
29 Temmuz 2008, Salı 15:52
Geçen yıl bu tecavüz kamplarıyla ilgili
bir film izledim ve sabah namazına
kadar uyuyamadım. Erstesi gün
Google"da -bosna tecavüz- yazdım öyle
bir şok yaşadım ki beynime kan indi
sanki. Göz yaşlarımı tutamadım. Bu
kadar etki altında kalmamım sebebi
belki de doğulu olmamdır herhalde.8
yaşından 75"ine kadar herkese ve sadece
müslüman oldukları için. Toplam
sayıları 50 binin üstünde. Hamile
kalıncaya kadar. Bunun sonucunda 20 bin
yetim çocuk.Sırp ya da Hırvat farketmez
KÜFÜR TEK MİLLET! Ve müslümanı sevin
müslümanlığından ötürü.