Bosnalı kadınlara borcumuz
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Dünya
ABD'nin Seçimi
Ortadoğu
Irak
Kıbrıs
AB
ABD
Genel
Balkanlar
O.Asya-Kafkaslar
G.Asya-Pasifik
Güney Amerika
Afrika
Dünya basını
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Dünya » Balkanlar

Bosnalı kadınlara borcumuz

Etnik milliyetçiliğin, bilinç altına itilen düşmanlıkların bir gün önce ekmeğini paylaşan insanları bir gün sonra komşusuna tecavüz edecek kadar yabancılaştırdığını Bosna’da gördük.

 DİĞER HABERLER

  DÜNYA - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 15:12 TSİ 29 Temmuz 2008 Salı

İSTANBUL - Milliyetçiliğin nerelere varabileceğini, insanların nasıl bir akıl tutulması yaşayabildiğini onlarca yıldır “birlik” görüntüsü altında nefretin nasıl yaşatıldığına tanık olduk. O zaman Sırp-Hırvat milliyetçiliğiydi bu. Şimdi başka bir coğrafyada başka milliyetçilikler kolayca aynı korkunç tabloları yaratabilir.
Haberin devamı

1995 yazında Serebrenica’dan Tuzla’ya kaçan binlerce kadın, yaşlı ve çocuk havaalanındaki derme çatma çadırlara sığınmıştı. İlk göze çarpan erkek sayısının yok denecek kadar az olmasıydı; olanlarsa yaşlılardı. Binlerce kişi kocasını, oğlunu, kardeşini geride bırakarak kovulmuştu. Gazeteci olarak Serebrenica’da korkunç olaylar yaşandığını duymuş ancak henüz doğrulatamamıştık. Zaten o dönede Sırp bölgesinden haber alabilmek çok kolay değildi.

Tuzla Havaalanı’ndaki kadınlar ise ne yapacaklarını bilmez halde bizden yardım bekliyor, kocalarının, çocuklarının isimlerini bizlere verip yaşayıp yaşamadıklarını öğrenmemizi istiyorlardı. O acı manzara karşısındaki çaresizliğimiz insan olarak bizleri çok yaralamıştı. Gazeteciliğin “ateşle imtihanı” durumlarından biriydi Daha sonra binlercesinin Sırplar tarafından katledildiğini öğrendiğimiz erkeklerin kadınlarıyla karşıyaydık işte. Yapabileceğimiz tek şey Tuzla’daki BM ofisine o isimleri ulaştırmak olmuştu.

Haberci olarak ise o kadınların seslerini dünyaya duyurabilmeye çalışmıştık. Sonradan neden sadece kadınların Serebrenica’dan sürüldüğünü öğrenecektik. Sıcak bir yazdı; insanlar kavruluyordu. Ama onları kavuran, çaresizlik, haber alamama, dünyanın duyarsızlığı ve BM’nin bile bile binlerce kişiyi Sırp kasaplarına teslim etmesiydi. Kime kızacağımızı bilemiyorduk. Haberci olarak kızgınlığımızı habere yansıtmamaya çalışsak da ortada büyük bir cinayet, etnik temizlik ve alçakça bir durum olduğunu biliyorduk.

Sırp faşistlerin katliamları karşısında “objektif” gazetecilik adına, hissizleşen, objektiflik adına eşitsiz güçleri eşitmiş gibi yansıtan, kurbanla katili aynı kefeye koyan, böyle bir durumda taraflara eşit uzaklıkta durmaya çaba gösteren bir ekolü temsil etmiyorduk. En azından ben etmiyordum. Tıpkı faşist Nazilerle soykırıma uğrayan Yahudilere ya da Filistinlilere bunca yıldır çektirdikleri eziyet karşılığında İsrail politikasına eşit yaklaşmadığımız gibi.

Faşist Sırp çetecileri Çetnikler’in çektirdikleri acıları kadınların ağzından yansıttık. Mektuplarını haber yaptık ve katliamların devam ettiğini vurguladık. Daha sonra da ne kadar haklı olduğumuzu gördük. O yaz çok zor geçmişti. O kadınları geçmişlerini yitirmişlerdi. Aralarında tecavüze uğrayanlar da vardı. Tuzla’daki rehabilitasyon merkezinde toplamışlardı onları. Aralarında intihar edenler oldu. Bazıları ise kaçırılıp Belgrad’taki batakhanelerde satıldı. Tuzla’daki merkezde kadınlarla görüşmek için koşulları zorlamadık. Gazetecilik vicdanımız o duruma el vermedi.

Onlara yeniden o anları tekrar yaşatmak doğru değildi. Ama merkez yöneticisi her şeyi bütün korkunçluğu ile anlatmıştı. Bosna savaşının en çok vurduğu da kadınlardı zaten. Ve hala vicdanlarındaki yüreklerindeki çizikler geçmiş değil. Sırp katiler yakalanıp adalete teslim edilse de o çizikler uzun yıllar kapanmayacak gibi görünüyor. O günlerde yaptığımız haberlerle insanların şimdinin moda tabiriyle farkında olmalarını sağlayabildik mi, Bosna’da katliam yaşandığını insanlara iletebildik mi bilemiyorum. Ama o korkunç olayları yaşayanlara borcumuzu hiçbir zaman ödeyemedik, ödeyemeyiz de. Sonuç olarak gazetecilik böyle bir insanlık durumu.

Bu yüzden sadece Karadziç’in yakalanması uluslar arası alanda 13 yıl sonra gelen bir başarı olsa da o kadınların ve bizlerin vicdanını rahatlatamaz. O günlerde Saraybosna kuşatmasını sadece televizyonlardan seyreden Sniper Avenue’da her gün insanların arenadaki hayvanlar misalini öldürülüşünün çetelesini tutan, Yugoslavya’da milliyetçiliğin kabarışını provoke eden, olan bitene göz yuman bir uluslararası toplumun Karadziç’i mahkûm etmesi, bu suçluluk duygusu karşısında onların vicdanlarını rahatlatabilir.

Etnik milliyetçiliğin, bilinç altına itilen düşmanlıkların bir gün önce ekmeğini paylaşan insanları bir gün sonra komşusuna tecavüz edecek kadar yabancılaştırdığını Bosna’da gördük. Milliyetciliğin nerelere varabileceğini, insanların nasıl bir akıl tutulması yaşayabildiğini onlarca yıldır “birlik” görüntüsü altında nefretin nasıl yaşatıldığına tanık olduk. O zaman Sırp-Hırvat milliyetçiliğiydi bu. Şimdi başka bir coğrafyada başka milliyetçilikler kolayca aynı korkunç tabloları yaratabilir.

Çünkü Bosna tek suçlu Karadziç değildir. Onunla birlikte olan, tetikçeken, tevavüz eden yüzlerce kişi şimdi Sırbistan sokaklarında dolaşıyor. Peki ne olacak Karadziç’in yargılanması her şeyi halledecek mi? Uluslar arası toplumun vicdanını rahatlatacak mı?

Arent’in söylediği gibi Nazi Almanya’sında toplama kampındaki görevlilileri hepsi sapık katil ve Nazi ruhlu insanlar değildi. Onlar devletin kendilerine veridiği görevi yerine getirdiklerini düşünen “iyi” insanlardı. Yugoslavya’da Kardziç’in peşinden giden onun emirlerini kanlı katliamlara çeviren sırandan tetikçiler de “milliyetçilik” adına iyi şeyler yaptıklarını düşünmüşlerdi.

Gecen yüzyılın gördüğü son büyük katliamın kadınlara yüklediği acı büyük oldu. Ama maalesef bu konuda da tedbir almak için bunların yaşanması beklendi. Örneği, tecavüz artık bir savaş suçu kabul edildi. Bir savaş silahı olarak kullanılması yasaklandı. Ülkelerin bekalarını milliyetçilikte, bölünerek yaşamakta değil birlikte eşit şartlarda yaşamak ve zor olanı başarmak olduğu Bosna’da test edildi. Ve bu test zor olanın yani birlikte yaşamın başarılmasının gerekliliğini ortaya koydu. Hem Türkiye’de hemde başka coğrafyalarda Bosnalı kadınlara borumuzu ödemek için bunu başarmak zorundayız

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

Halil İbrahim başaran  - Ankara
30 Temmuz 2008, Çarşamba 07:19  
Yalnızca Bosnalı kadınlara değil, Iraklı, Filistinli, Ruandalı, Cezayirli, Afganistanlı ... kadınlara da borcumuz olduğunu biliyoruz ve unutmuyoruz ama aynı zamanda kadınalra bu bedelleri ödetenlere bugünkü İnsan Hakları savunucularının seyirci kaldıklarını ve hatta bir çoğunun faili olduklarını da unutmuyoruz. Eğer Gonca hanımın dediği gibi utanmalıysak bu zulme seyirci kalanlarla birlikte seyirci kaldığımız için utanmalıyız.

Gungor Schuurman  - Yurt Dışı
29 Temmuz 2008, Salı 18:32  
Sayin Mete Cubukcunun yazdigi gibi etnik milliyetciligin kolayca her cografyada korkunc tablolar yaratabilecegini beynimize yerlestirelim ,aklimizda olsun.

Mehmet ATLI  - Diyarbakır
29 Temmuz 2008, Salı 15:52  
Geçen yıl bu tecavüz kamplarıyla ilgili bir film izledim ve sabah namazına kadar uyuyamadım. Erstesi gün Google"da -bosna tecavüz- yazdım öyle bir şok yaşadım ki beynime kan indi sanki. Göz yaşlarımı tutamadım. Bu kadar etki altında kalmamım sebebi belki de doğulu olmamdır herhalde.8 yaşından 75"ine kadar herkese ve sadece müslüman oldukları için. Toplam sayıları 50 binin üstünde. Hamile kalıncaya kadar. Bunun sonucunda 20 bin yetim çocuk.Sırp ya da Hırvat farketmez KÜFÜR TEK MİLLET! Ve müslümanı sevin müslümanlığından ötürü.

Bütün Görüşleri Oku

Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları