Barselonada düzenlenen Summercase Festivali binlerce müzikseveri buluşturdu. 50nin üzerinde performansın sergilendiği mekanın yıldızları ise gerçekten heyecan vericiydi. Nick Cave, The Verve, Kings of Leon, Sex Pistols, Kaiser Cheifs ve diğerleri...
BARCELONA - Gece yarısı alınan bir telefonla gelen sürpriz bir davet ve ertesi gün acilen alınan vize. 18 Temmuz sabahı kendimi Barselonaya gitmek üzere havalanında buluyorum. Festivalin adı Summercase, programda ise kimler yok ki?
Kente varır varmaz biraz soluklanıp, festival alanına gidiyoruz. Dev organizasyonun ana mekanı uçsuz bucaksız bir alana sahip Parc Del Fòrum. Her ne kadar biletimiz olsa da, arkadaşın basın akreditasyonu var, şans eseri beni de akredite etmeyi başarıyoruz ve elektronik kapıdan geçmeden içeri alınıyoruz. Kimse elimdeki su şişesini sormuyor, kapıda ise çok çok üç güvenlik görevlisi var. Oysa biz geniş güvenlik önlemleri altında konser alanına alınmaya alışmışız, gazeteci de olsak işin raconu bu sanıyoruz. İstanbulda gittiğim bazı konserlerde reçeteli ilacımı, parfümümü çöpe atmalarına tanık olduktan, potansiyel suçlu gibi arandıktan sonra tüm bunların bana anormal görünmesi doğal sanırım.
Bilet kuyruğunda da öyle saatlerce süren kuyruklar yok. Kalabalık değil herhalde diye aklımızdan geçiyor ama içeri girdiğimizde yanıldığımız kısa sürede anlıyoruz. Dört sahne var etrafta ve hemen hepsinde hatırı sayılır sayıda izleyici var. Festivalin en yoğun izleyici kitlesini çeken konserler beklenildiği üzere festivalin ana sahnesinde.
Madrid Boadilla Del Montede eş zamanlı düzenlenen festivalin iki gün boyunca iki kentte sattığı bilet sayısı ise tam 81 bin.
Güvenlik önlemi olmaz olur mu? Festival yetkilileri davetlilerini önceden uyarmış: İçki ve uyuşturucu alırsanız araba kullanmayın! Kalabalığa daldığımızda burnumuza sık sık kokular, Amsterdam kadar olmasa da ortamın rahatlığı konusunda fikir veriyor hemen. İçmeden bizde kafa bulacağız bu gidişle diyerek özlemle beklediğimiz Nick Cavei dinlemeye koyuluyoruz.
NICK CAVE VE YENİ ÇETESİ BARCELONADA İŞ BAŞINDA Bundan yıllar önce İstanbula ilk gelişi olay olmuş, elinde sigarası, yüzünde cool ifadesi, her tarafından akan karizmasıyla damarımıza işlemişti. Hele Açıkhava sahnesinin önünde ayakta izlediğimiz o konser, bir daha unutulmamak üzere hafıya kaydedilmişti. Belki de Barselonaya gidiş amacı da herşeyden önce Nick Cave ile hasret giderme özlemiydi. Ne oldu, beklentiler çok mu yüksekti? Konser başladığında çizgili takım elbisesiyle hafiften mafyavari ağır bir abi vardı karşımda. Beklediğim o klasik şarkılarından hiçbiri gelmeyecekti. Çünkü The Bad Seeds ile değil, diğer grubu Grinderman ile sahnedeydi. Üstelik daha hava kararmamıştı. Daha ne olduğunu anlamadan inmişti sahneden. Bis yoktu genel olarak festivalde ama olsun daha coşkulu karşılanmalıydı, neden izdiham yoktu? Belki bizdeki sadık kitlesi orada yoktu, belki de Grindermanle çıktığı içindi tüm bunlar.
Bilindiği gibi Nick Cave and the Bad Seeds üyeleri Warren Ellis (keman), Martyn Casey (bas) ve Jim Sclavunos (davul)la beraber Grinderman isimli bir yan grup kurup bir de albüm yaptılar. No Pussy Blues gibi Grinderman albümünde yer alan şarkılarını söyleyip gittiler. Herşeye rağmen bir elinde gitar, diğerinde klavye sahnede gürledi, yine Nick Cavedi işte. Herşeye rağmen vuslat güzeldi...
INTERPOLDEN SAKİN DURUŞ 1998 yılında kurulan New Yorklu İndie topluluk Interpol gösterişten uzak sahnelerinde, daha çok sakin bir duruş sergilemeyi tercih etti. Şapka ve gözlükle sahneye çıkan Paul Banks hafiften bir uzaylı modunda başladı konserine ama daha sonra şapka ve gözlüğünü atarak moda girdi. Hayranlarıyla şarkı aralarında İspanyolca konuşarak izleyicinin gönlünü kısa sürede kazanan paul banks Our Love To Admire adlı son albümlerinden sadece Pioneer to the Falls, No I In Threesome ve Rest my Chemistryyi söylediler. Diğer şarkıları daha çok önceki albümleri Turn On the Bright Lights ve Anticsten geldi. Her ne kadar festivalin diğer gruplarına oranla ağır takılsalar da şarkılarına eşlik eden hayranları durumdan pek şikayetçi görünmüyordu.
VERVE İLK GÜNÜN EN İLGİ GÖREN KONSERİNE İMZA ATTI
Festivalin belki de en beklenen konserilerinden biri The Vervedü. 1997 yılında yayınladıkları Urban Hymns albümünden sonra dağılmış, grubun vokalisti Richard Ashcroft bu süre zarfında solo kariyerine devam etmişti. Verilen bu uzun aradan olsa gerek, Manchesterlı Brit rock grubu basının en ilgi gösterdiği konserdi ve gazeteciler kendi aralarında ufak çaplı bir izdihama yol açtılar desek pek de abartmış olmayız. Tabii onları merakla bekleyen hayranlarının coşkusunu da unutmamak gerek. Richard Ashcroftun şarkı aralarında yaptığı bol f.cklı konuşmalarını bir kenara koyarsak grubun ilk günün en renkli performansına imza attığını kolayca söylemek mümkün.
Bu arada Verve hayranlarına hatırlatmakta fayda var: Grubun dördüncü stüdyo albümü Four 18 Ağustosta piyasaya çıkıyor ve çıkış şarkısı Love is Noise şimdiden radyolarda dönmeye başladı bile.
ASLAN YÜREKLİ KINGS OF LEON
İkinci gün yine elimizi kolumuz sallayarak içeri giriyoruz. Basın çadırına girdiğimiz için içtiğimiz suya, kolaya para vermiyoruz. Kendimizi gurbette daha evimizde hissedeceğiz neredeyse. The Kooksla başlayan festival macerasında sırayı babaları papaz olan üç kardeş ve onların kuzenlerinden oluşan Nashvilleli grup Kings of Leon almıştı. Basın da izleyici de ilgi gösterdi konsere fazlasıyla ama en çok da kızlar. Davulda Nathan Followill, vokalde Caleb Followill, basta Jared Followill kardeşlerden ve onların kuzenleri Matthew Followillden kurulu grup, son albümleri Because of the Timesdaki hemen hemen bütün şarkıları söylediler, sonlara doğruysa Knocked up ve Charmer şarkıları geldi. 2003 yılında yayınladıkları ilk albümleri Youth & Young Manhood ile özellikle İngilterede iyi bir çıkış yapan, ikinci albümleri Aha Shake Heartbreak ise sadece İngilterede 500 bin gibi yüksek bir rakama ulaşan Kings of Leonun bileğinin hakkıyla bu başarıyı hak ettiğine tanık olarak bir sonraki konseri bekliyoruz...
VE SEX PISTOLS Sahne sırası gerçek bir punk efsanesinde, Sex Pistolsın çıkışıyla alanda toplanan yaklaşık 40 bin izleyecinin neredeyse tamamı ana sahnenin önüne yığıldı. God Save the Queen gibi bildik parçaları seslendirirken izleyiciyi adeta kendinden geçirten solist John lydon her ne kadar lahanayı andıran kamuflaj kıyafetiyle gözümüzü yorsa da, bunun kasti bir fiil olduğunu gece boyu yaptığı savaş karşıtı politik söylemlerinden anlamakta gecikmiyoruz. Irak Savaşına, ABDye eleştiriler yağdırarak izleyiciyi provoke etmekten de geri durmuyor. Festivalin tek bis yapan grubu da yine Sex Pistolsdı.
FESTİVALE KAISER CHIEFS Tam enerjimiz bitti derken sahneye fırtına gibi giren Kaiser Chiefs, tam anlamıyla üst seviyediki keyfimize son cilayı atıyor. Bazı grupların ilk üç şarkısını önden izleme ve çekim yapma şansımız vardı ve iyi ki bunlardan biri de Kaiser Chiefsti. Diğer gruplara oranla daha şatafatlı bir sahne vardı karşımızda, bir de çılgın enerjisiyle sahneye dalan Grubun solisti Ricky Wilson. Daha ilk dadikadan itibaren izleyiciyi hipnotize eden Wilson sahneden izleyicilerin arasına atladığında hayranlarının çığlıkları birbirine karışıyor ve aralarında Rubynin de yer aldığı şarkılarıyla damağımızda unutulmaz bir tat bırakarak bizim için festivale noktayı koyuyor.