İSTANBUL - Bizim karın ağrılarımız saymakla bitmez diyor Redd üyeleri daha röportaja başlamadan. Oysa adeta bir rehabilitasyon merkezi gibi görünüyorlar stüdyoları. Onların bu kadar sinirli olmalarına inanamıyor insan. Ama konular birbirini açarken fırtınalar kopuyor güneşli bir günün ortasında. Karışmıyor ve yalnızca dinliyoruz...
En son ne zaman memleket tartışmasına girdiniz? Güneş Duru: Biz sürekli konuşuyoruz zaten. Albüm kayıtlarındayız şu an. Ama albümü ülkenin bulunduğu durum açısından bir süreliğine ertelemeye karar verdik.
Memleketin hangi durumu sizin işlerinizi bu kadar aksatıyor ki? G.D.: Bir süredir her gün televizyonu açtığınızda Anayasa Mahkemesinin açtığı davanın haberi var. Doğru ya da yanlış. Bugün cezaevinde olan birçok insan var. Hepsi suçlu mu? Belki suçsuzlar da var. Ama yargı devam ediyor. Ancak şu anki siyasi iktidar çok güçlü ve medyayla işbirliği içinde olduğundan yargının da sağlıklı yürümediğini düşünüyoruz. O yüzden sanat alanında bile bazı kısıtlamalara gidiyoruz.
Ekonomik açıdan düşündüğünüz için mi albümü erteleme kararı aldınız? Doğan Duru: Hayır. Tamamen psikolojik açıdan bahsediyoruz burada. Ortada çok suni bir kavga var ve bu sadece ekonomik gidişatın üzerini örtmek için çıkarılıyor. Her hükümetin ekonomi politikaları tartışılır ancak bu kez başka kavgalarla bu örtülmeye çalışılıyor. AKP çok akılcı davranıyor bu anlamda ve hiç o konulara girmiyoruz artık farkındaysanız. Türban mevzusunun bu hale geleceği ve boşa zaman harcanacağı çok belliydi. Ama beş aydır çok güzel oyalandık. Bu tür mevzularla hükümetler devrilmez. Sadece kazanır.
DEMOKRASİYİ İYİYE KULLANMIYORLAR Türban davası bilinçli olarak ortaya atıldı mı diyorsunuz? D.D.: Bizce öyle. Tabiki özgürlük başka birşey. Ama AKPnin bu tür isteklerinin bireysel özgürlük adına olduğunu zannetmiyorum. Berke: Genelde bu tür hukuki örnekler yurtdışındaki örneklerle kıyaslanıyor ve antidemokratik bulunuyor. Gerçekten de bir ülkede bir partinin kapatılma noktasına gelmesi tabiki de hoş değil. Ama hiçbir ülkenin demokrasiyi kazanış süreci aynı olmadığı için burda da ülkenin kendi özel durumuna göre değerlendirmek gerekiyor. Türkiyede demokrasiyi iyiye kullanmaya niyetli olmayan bir kesim var. Herkes de bunun farkında aslında. Bu kesimin demokrasiyi kendi amaçları uğruna kullanımı daha sonradan tedavisi mümkün olmayan yaralara sebep olabilir.
Bu anlamda bazı önlemlerin alınması gerektiğini mi düşünüyorsunuz? Berke Hatipoğlu: Evet. Antidemoratik olsa bile. 80 sene önce cumhuriyetin başlangıcı ve demokrasinin başlangıcı da pek demokratik yöntemlerle olmamıştır. Esas sorun belki de demokrasinin algılanış biçiminin değişiyor olması.
Demokrasinin sözlük anlamına mı inmek gerekiyor acaba? B.H.: Evet. Demokrasi aslında azınlık haklarını da koruyan sistemdir. Ancak sözüm ona demokratik ortam yavaş yavaş bundan sapmaya başladı. Kızların başını açıp kapaması gibi mevzular konuşulurken bir sürü fikir suçlusu cezaevinde yatıyor. Bu öyle birşey ki bir parti bireysel özgürlükten bahsediyorsa önce hakkaniyetten uzak yapısını değiştirecek sonra türban mevzusuna geçecek ki inandırıcı ve gerçekçi olsun.
Siz özgürlükten yana mısınız bu anlamda? B.H.: Biz hepimiz sanatla uğraşan adamlar olduğumuz için elbette ki her anlamda özgürlükten yanayız. Çünkü bir ülkenin medeniyet seviyesini gösteren şey o ülkedeki özgürlük alanıdır. Ama biz Türkiyede sadece yabancı kanallar sayesinde dünyadan haberdar olduğumuz için zevk ve tüketimlerimizin batıya benzer hale getirilmeye çalışılmasıyla özgürmüşüz gibi bir ortam yaratılıyor. Ancak istediğimiz herşeyi söyleyemediğimiz bir ortamda özgürlükten bahsedemeyiz.
İstediğimiz herşeyi söyleyemiyor muyuz? Şu an konuşuyoruz ya... G.D.: Başbakan hakkında yapılan karikatürlerden de bunu anlayabilirz. İlke Hatipoğlu: Coldplay son videosu tamamen Bush üzerine kurulmuş ve resmen dalga geçiyorlar. Ama burda bunu yapamazsınız. Yapsanız bile ya kişilik haklarına saldırı olur. Ya da başka birşey. Ama kesin birşey olur. İçeri bile girebilirsiniz bu yüzden. D.D.: Türkiye gerçekten garip bir ülke. Eleştiri ve saptamalara kapalı. Birşeyden bahsederken örnek vermekten bile tedirgin oluyorsun. Herhangi bir meslek grubuyla ilgili bazı yakıştırmalar yapan bir şarkı yapsak kesin ertesi gün o meslek grubu oda başkanı ya konuşma yapar ya da yürüyüş düzenlerler. Ciddiye almamız gereken şeyleri almıyoruz. Almamamız gereken şeyleri fazla ciddiye alıyoruz. AKP ilk iktidara geldiğinde Türk siyasi hayatına yakışmayan bir tablo sergilemişti Tayyip Erdoğan. Ve o agresif yapı da şu an da Türkiyenin geldiği noktayı tanımlıyor zaten.
İRAN DA BU SÜREÇTEN GEÇTİ Siz bayağı gerginsiniz anlaşılan. Bahsettiğiniz agresif yapının ömrü ne kadar olacak sizce? G.D.: İstanbul fethedildiği zaman Bizan İmparatorluğu ya teslim edecekti şehri ya da doğu ya da batı Romadan yardım alacaktı. Ancak hangisinin boyunduruğu altına gireceği arasında bile kararsız kalmıştı. Bugünkü ortamda AKPnin taahhüt ettiği şeylerin bir zamanı var. Belli bir zaman sonra bitecek. İranda da başta liberaller ve solcular desteklemişti. Ama bugünkü hale sadece 30 yıl içinde geldiler. Malezyada yalnızca 15 yıl içinde olan oldu.
Madem bir tehlikenin yaklaştığını düşünüyorsunuz ne yapmak gerekiyor sizce? G.D.: Bugün şunu düşünmek lazım. Bu adamlar yarın sizinle beraber olacaklar mı? Bütün bunlar özgürlük adına yapılıyorsa yarın da işleri bittiği zaman yanınızda olmaları lazım. İğneyi kendimize batırmak lazım biraz da. Kemalizm geldiğinde çok doğru bir zamanda gelmiş çok doğru bir ideolojiydi. Ama onun da bir ömrü vardı. Değiştirmek gerekiyordu. Atatürkü putlaştırmamak gerekiyordu. Şimdi ise İslamla Kemalizm karşı karşıya geldi. Köşe yazarları bile artık Kemalizme ya da CHPe daha fazla yüklenir oldular. Çünkü onları birer direnç olarak görüyorlar. İki tarafın da açmazı var ve kavramlar birbirine girdi. Bakın şimdi de laik elitist diye bir şey çıktı mesela.
Siz ne anlıyorsunuz laik elitist kavramından? G.D.: 15 sene önce böyle bir kavram yoktu ortada. AKPnin yarattığı birşey bu. Mağdur insanları arkasına alıp, bakın yıllardır bu elitler en üst mevkilere yerleşti, şimdi bizim zamanımız geldi diyorlar. Bunu da tarikatlarla çok iyi becerdiler.
Sizin kafanızdaki ideal parti nasıldır? G.D.: Benim bir arkadaşım bir gün bana parti kursam adı 1 mayıs olurdu demişti. Ben de onun üyesi olabilirdim. Merkez sağcı birinin aramızdan çıkacağını zannetmiyorum. B.H.: Açıkçası en son seçimde hiçbirimiz nereye oy vereceğimizi bilemedik. Bizi anlatan bir parti hala yok.
YENİ ANAYASA ŞART Neden bulamıyorsunuz ki?! Ortada her ideolojiyi yansıtan bir parti var. Hatta fazlaca var sanki... D.D.: Bizde bir yanlış var. Mesela bir parti var Kemalist, bir parti var İslamcı, bir parti var birşey. Her parti çok uç saflarda görünüyor. Avrupada ise çok farklı. Kemalizme sahip çıkmalıyız ama cumhuriyetin bazı noktalarında modernizeye gitmeliyiz. Yenilikler yapmalıyız. Baktığın zaman aşırı sol hala aynı şeyden bahsediyor. CHP aynı şeyden, MHP aynı şeyden bahsediyor. Ama dünya değişiyor. Oy verecek parti bulamıyorsun.
Hiç mi aklınıza yatan birileri çıkmıyor? G.D.: Geçen seçimlerde Baskın Oran ve Ufuk Uras aday olduğunda ben sevinmiştim açıkçası. Büyük bir kesim de destek olmuştu onlara. Ufuk Urası zaten tanırım ve çok saygı duyduğum bir insandır. Mecliste kadife ceketini giyerek farklılığını gösteren bir milletvekili kendisi. Ama o farklılığına rağmen Kamer Genç kadar sesi çıkıyor mu, muhalefet yapıyor mu görmüyoruz. Solcu iyimserliği yapmamızın ve oraya bir kişinin bile gitmesi iyidir dememizin bir anlamı yok o zaman. Denize atılmış bir kesmeşekerdir bu.
Ufuk Uras da Kamer Genç gibi çiçek mi sulamalı sizce? G.D.: Hayır. Ama sesini daha çok duyurmalı. Belki de medyada çok yer bulamıyor. Ama daha aktif olmasını beklerdik. B.H.: Oraya giden bir CHPliden daha iyi olduğu da kesin ama. G.D.: Bir çaba var ama bu çaba keşke tek kişilik bir çaba olmasa. Türkiyenin bir geleneği var. Hala köy kahvelerini gezmeniz gerekiyor. Bu gerçeği değiştiremezsiniz. İstanbul entellektüelleriyle ülkeyi değiştiremezsiniz. O zaman sizin yaptığnız da elitistlikten farksız olmaz. Ama herşeyden önce yeni bir anayasa hazırlanmalı bence. Tabi bunu kesinlikle AKP yapmamalı.
Kim yapmalı? G.D.: Akademisyenler yapmalı mesela.
1 MAYISTA YÜRÜYEN TÜRBAN İÇİN DE YÜRÜMELİ Çok alternatif bir öneri oldu bu. Daha reel bir çözüm öneriniz var mı herkesin yapması gereken? D.D.: Bence insanlar gözünü açmalı önce. 1 mayısta yürüyen insan türban için de yürümeli. Bunu yaparken karşısındaki insanın da bunu yapıp yapmayacağını bilmeli. Köprü ücretlerine zam geliyor. Kimse sesini çıkarmıyor. Türkiyede bir sürü aç ve işsiz insan var ama biz bunu normal karşılıyoruz. Neden? Çünkü Nardiste caz dinleyip Gülben Ergeni kapak yapan gazeteciler bize Türkiyeyi anlatıyorlar. Onlar kendi özel hayatları açığa çıkmasın diye önümüze çiğ şeyler koyuyorlar. B.H.: Geçenlerde bir film izledim. İngiltere kralı köylerde geziyor ve halktan birileri çıkıp hepimiz açız diye bağırmaya başlıyor. Kralın muhafızları yaka paça adamı alıp götürüyorlar. Düşünüyorsun, değişen birşey yok. Bugün başbakana da açız diyen bir insanı korumaları çekip götürüyor. İ.H.: Ananı da al git demiyor ama.
Madem memnun değilsiniz gidişattan. Bir öneriniz var mı yoksa sonsuza dek susacak mısınız? G.D.: Klasik eğitim şart lafı var ya. O doğru. Bütünüyle çok okuyan bir millet değiliz. Çok okuduğunu iddia edenin de doğru şeyler okuduğunu zannetmiyorum. Kültür anlayışı 60larda değişmiş zaten. Rusların Çekoslovakyayı neden işgal ettiğini belki bir müzisyen bilmemeli ama sokakta bir yürüyüşe katılan insan bunu bilmeli ki neden yürüdüğünü iyice kavrasın.
Çok okumak... Bu uygulanabilir. Başka? B.H.: Türkiyenin rönesansa ihtiyacı var bence. Sadece politik anlamda değil. Yaşam alanlarının belirlenmesiyle, tüketimle, üretimle her anlamda bir rönesansa ihtiyacımız var. G.D.: Kentliyle varoşun da uzlaşması gerekiyor sanırım. Herkesin birbirinden öğreneceği birşeyler olduğunu kabul etmek gerekiyor. Sosyolojik bir devrimden çok sanatsal bir devrim yapmak bile çok zor burda.
Umutlu musunuz? B.H.: Realist olarak baktığınızda bile her çöküşten çıkış olmuştur. Bu süreçler ağrılı olur. Bu da öyle bir dönem bence. Umudumuz olmasa bu ortamın içinde uğraşmaya devam etmezdik.
hadi be! siyaset neyinize, bagdat
caddesi cocuklari.
Ceren Sertdemir - Ankara
12 Ağustos 2008, Salı 19:37
Redd! cok kesfettim sizi. ne demek
istediginizi anlamakla birlikte cok
daha acik olsaniz keske. farklisiniz.
farkli olugunuz o kadar cok belli ki;
insanlar neen sizi bu kadar az
taniyor. sanat ve siyaset birbirinden
ayri dusunulemez. bu ulkee bazi
gruplar ihaleyi almiscasina siyasetten
sadece onlarca bahsedilebilecegi gibi
bir algi birakmislar dinleyicinin
zihninde. oysa muzik bir cok seyi
degistirmenin aracidir. sarki sozu
guclu bir silahtir. bunu birini
oldursun ya da incitsin diye
soylemiyorum. redd sarki sozleri cok
guzel derin, uzun ugraslar sonucu
anlasilmasi ayri bir keyif. yakisiyor,
ruveyda alacahan - Sivas
11 Ağustos 2008, Pazartesi 01:00
röpörtajı ortasına gelmeden
sıkılıp,bırakmak ne demek?redd tam
anlamıyla bunlardan bahsetmiş
bence..adamlar ülkenin gidişatı
nedeniyle albümlerini askıya
alıyorlar,bazıları tutup müzikten
basedilmemiş diye röportaj
okumayıp,sizi çok seviyorum
diyor..emin ol red^d"de seni çok
seviyordur!