70lerin disko müziğini milenyuma uyarlayarak, Türkiyede denenmemişi yapan Bedük, popüler müzikte inanılmaz bir başarıya ulaştı. Ama bunun da bir bedeli vardı, hele Türkiyede...
İSTANBUL - Kafayı müzikle bozmuş bir adam düşünün ki oturup memleket meselelerine giremiyorsunuz. Girseniz bile ne yapıp ediyor müziğe getiriyor konuyu. Ve anlatmaya başlıyor. Herşeyi inattan yaptım diye. Sanıyorsunuz ki kıl bir adam. Halbuki değil ama bir sorunu var. Sektör-süzlük bozmuş kafasını. Buyrun okuyun...
Başta müzik sektörü diye birşey yok. Ben dahil herkes hasbelkader birşeyler yapıyoruz. Halihazırda bir sistem var ve o sisteme dahil olmadan birşey yapamıyorsunuz. Sektör, hadi abicim, yürü abicim şeklinde yürüdüğü, kimse birşeyi bir amaçla yapmadığı için iş harala gürele yürüyor. Zaten Türkiyede her iş öyle gidiyor.
Yürü abicim diye yürüdüğünü söylediğin şeyin içinde sanat var. Pek birbiriyle bağdaşmıyor bunlar sanki...
Bizde asıl olanın müzik olduğu reddedilmiş bugüne kadar. Bazı insanlar güzel şeyler yapmışlar zamanında. Barış Manço mesela. Onun yaptığı bugüne nazaran çok daha global işlerdi. Ama bir noktada durdu herşey.
Ne durdu ve arkasından ne başladı?
Şu anda pop dediğimiz ne idüğü belirsiz birşey başladı.
Hafif batı müziğinin bittiği noktada mı başladı bu süreç?
Evet. Arabeskin fanteziye döndüğü zaman da diyebiliriz.
Neden bu kadar bozuldu sence sistem?
Dünyada müzik sektörünün başında para dağıtan insanlar vardır. O adam birşeyin başına geçtiğinde sözüne ve işine güvendiği bir başka adamı altına getirir. Sonra o adam kendi altına beş kişiyi, o beşer kişi de altlarına onar kişi getirir ve böylece milyonlara ulaşırlar. Böylece iş temelden yukarı doğru yükselir. En üstteki adam işle ilgilenmez. Sadece para verir. Ama bizde durum farklı. Bizde bir adam kulüp açmak istediği zaman bunun sebebi oraya çıkıp çıkamayacak müzisyenlerin ismini belirleme egosuna sahip olmak. Adamın televizyona çıkmak, ünlü insanlarla anılıyor olmak hoşuna gidiyor. Parayı veren insan işe karışınca da olmuyor. Anlamıyor diye de kızamazsın çünkü anlamamaları o kadar normal ki aslında.
UNKAPANI DEĞİL, KURTKAPANI Unkapanı kasetçiler çarşısından ne farkı var bu sektörün o zaman?
Kurtkapanı bunun ismi. Ama hiçbir farkı yok aslında. Böylece para yatırılan işler de ya arkadaş hesabı oluyor ya başka çıkarlar söz konusu oluyor. Ya da hemen öncesinde yapılmış ve tutmuş başka bir işe benzer bir iş yapılıyor. Yeni bir şey çıkamıyor.
Tutan bir işin arkasından hemen muadilinin yapıldığı bir sektöre dahil olmak tatmin ediyor mu seni?
Ben dahil olmamak için çok savaştım.
Sen kendin söyledin önce sisteme dahil olmak gerekiyor diye. Şimdi dahil olmadığını mı söylüyorsun?
Evet, ben bambaşka bir iş yaptım. Bu işin nasıl yapılacağını çok araştırdım. Sistemi çözdüm sonra bu işe girdim.
Abuzer Kadayıfsal bir durumun mu vardı yani?
Yok, öyle birşey olmadı. İşi öğrenmek için pencereden bir kafamı uzattım ve baktım ne oluyor diye ve ne yapmamam gerektiğini çok iyi öğrendim. Ne yapmam gerektiğini de zaten ben biliyordum.
Ne yapmaman gerekiyormuş?
Adımını sağa değil, sola atmalısın gibi bir durum değildi bunlar ama çok şey vardı. En önemlisi inandığın şeyi yapmalıydım.
Bu ülkede en çok satan şey ne?
İsmail YK ve Serdar Ortaç albümleri.
İkisinin ortak noktası nedir?
Sözler ön planda. Hızlı şarkılar dokuz sekizlik. Temel konu aşk. Giden aşklar arkasından ya geri dön dersin, ya allah belanı versin dersin, ya seni seviyorum dersin, ya evlenelim çocuğumuz olsun dersin. Şimdi de bas gaza var.
VERESİYE OLMAZ, PEŞİN VER AŞKINI Sen böyle bir şarkı yapmaya kalksan sözleri nasıl olurdu?
Veresiye olmaz, peşin ver aşkını. Elalem duymaz olabilirdi. Bir tane daha var. Züppe züppe züppe züppe. Züppeyim işte. Paralar da, araba da, karılar da bende...
Bence bu sözlerle çok başarılı bir proje çıkarabilirdin.
Tabi, Mehmet Düşay isminde bir karakterle çıkabilirim belki.
Neden yapmadın o zaman? Para kazanmak değil mi senin amacın?
Hayır.
Nasıl hayır... neden ki?
Para kazanmak için müziğe girmezsin bence. Müzik yaparsan para kazanırsın. İşinde bambaşka bir adam olabilirsin, normal hayatında başka bir adam olabilirsin. Ama bizim işte yaptığın şeyle sen oluyorsun. İnsanlar sana yaptığın işle bakıyorlar. Benim amacım da gece yattığım zaman rahat uyumak, sokakta başım dik yürümekti. Para için değildi çabam. Müzik için yapıyorum bunları. Olmuyorsa depresyona giriyorum. Ben ne olursa olsun istediğim şeyi yapmaya çalışıyorum.
Ne kadar yapabiliyorsun peki? Engellemelerle karşılaşmıyor musun?
Hayatım engellemelerle dolu benim. Onların inadına yapıyorum zaten. Eğlenmek ve eğlendirmek için savaşıyorum resmen.
İnat oldu mu?
Olmaz mı? Herşeyi inattan yaptım zaten. Birşeyi ilk kez sen yapıyorsan ilk önce sektörün önde gelen isimleri seni kırıyor zaten.
Nasıl kırdılar seni?
Müslüman mahallesinde salyangoz satılmaz dediler. Burada seni anlamazlar, Londrada takıl, benzincide çalış, bak bakalım orda noluyor? dediler. Çok fazla kaliteli iş yapıyorsun, kaliteyi düşür. Müziğinde çok fazla katman var, bunları azalt. Sen tek başına duramazsın. Manken gibi bir adam değilsin. Saç ektirmen lazım diyenler bile oldu. Dans dersleri alıyor olman lazım. Yok, Avrupayı fethedeceğim demen lazım. Ama sen böyle bir herif değilsin. O yüzden bir bok olmaz diyenler oldu.
YAKIŞIKLI DEĞİLSİN, SAHNEYE GRUPLA ÇIK DEDİLER Gerçekten mi?
Çok samimi söylüyorum. Hatta çok yakışıklı olmadığım için sen müziğini gene tek yap ama grupla çık diyenler bile oldu. Bir de müziğime darbuka eklemem gerektiğini söyleyenler oldu. Yoksa tutmaz diyorlardı. Sektörün de kendi içinde bazı doğruları var. Sen de deneyimlileri dinleyince kafan karışıyor elbette. Tam bu dönemde ne yapacağımı ben de bilmezken Miller Music Factory ortaya çıktı. Ben de bir şarkımı yolladım. Hem de hiç olmayacak bir şarkıyı.
Ve birinci oldu o şarkı. Ne hissettin?
Hayvan gibi bir gaz geldi bana. Sonra bana ne dedilerse inadına tersini yaptım. İngilizceyi daha da yoğunlaştırdım, müziğimin katmanlarını arttırdım, saçlarımı kazıttım. Sakal bıraktım. İnsanların senin gözlerini görmesi lazım diyorlardı. Ben gözlük taktım. Ama hepsinin altında bir de alt metin vardı. Kendime ait birşey yaratmam gerekiyordu. İnsanlar kime benzediğini merak ediyorlar ya. Ben kimseye benzemeyen birşey yaratmalıydım. Yarattım da...
Sana inanan kimse çıkmadı mı?
Yok. Sadece Aykut Gürel bana çok manevi destekte bulundu. Onun dışında gel, yapalım diyen olmadı. Sonra ben albümü alıp Seyhana gittim. Bülent Seyhan beni çok şaşırttı. Serhatcım ben bu müziği anlamıyorum ama net olarak kaliteli birşey olduğunu görebiliyorum dedi. Bu benim için çok şaşırtıcıydı.
Sonra albüm çıkınca sana geri dönen oldu mu?
Hepsi. Helal olsun, mahvettin bizi dediler. Şu an da ikinci albümü hazırlıyorum ve dört aydır inanılmaz bir pazarlık dönüyor şirketler arasında.
Her şeye bu kadar kıl dururken kaybetmekten korkmadın mı? Param yoktu benim kaybedecek. Kredi almıştım. O kadar inanıyordum albümüme. Hayatımı berbat da edebilirdim. Üstelik eşim de yanımdaydı.Ve ikimizin hayatını da riske atmıştım.
KUTUSUNA GİDENLERDENİM Var mısın Yok musuna katılsanız siz kutuya giden çift olurdunuz yani?
Kesin. Zaten erkenden bana bu kadar yeter deyip gidenlere uyuz oluyorum.
Sen hep böyle mıydın?
Yok. Ben çok uysaldım. Bozdular beni. Kim bozdu?
Sektör bozdu. Yoksa çok sessiz bir çocuktum. Resim çizen, müzik dinleyen bir tiptim.
Kötü olduğunu söyleyebilir misin?
Yok, iyi ki olmuş diyorum şimdi. Çünkü dünyanın büyük kentlerinde yaşıyorsan ve birşeyler yapmak istiyorsan biraz dişli olman lazım. Büyük balık küçük balığı hakikaten yutuyor çünkü.
Mesela Londrada yaşıyor olsaydın bu kadar zorlanmaz mıydın sence?
Farklı zorluklar yaşardım muhtemelen. Ama şöyle bir fark var. Yurtdışında herkes senden Elvis olmanı beklemiyor. Moby de olabilirsin. Ama Moby olacaksan da en iyisi olacaksın. Burda herkes senden Elvis olmanı bekliyor. Kalıplara girmen gerekmiyor yurtdışında. Bizde herşey suni. Grammy alacağım diye dolaşan adamlar var. Halbuki elin gavuru diyor mu ki ben gidip Kral TV müzik ödüllerini alacağım diye. Eziklik kanımıza işlemiş. Bunu bize kim yaptı bilmiyorum ama kesin küçükken biri bize birşey yapmış. Halbuki bırak Amerikayı. Sen birşey yap. İyiyse zaten yürür gider. Sonra yurtdışına açılmak istiyorsan illa yerel enstrüman kullanacaksın diyorlar. Justin Timberlake dünyaya bluesla mı açıldı? Yoo.
Türk olmanın en büyük zorluğu ne?
Kendi insanımızın kendini küçük, yabancıları büyük görmesi. Türkün Türkten başka dostu yok deriz ama Türkün Türke yaptığını başka kimse yapmıyor zaten. Kendi kendimizi her zaman aşağılıyoruz.
Genç müzisyenlere önerilerin nedir bu anlamda? Saçlarını kazıtıp sakal bıraksalar herşey düzelir mi mesela?
Evet, bütün bunları yaptıktan sonra.... Bi dur diyenleri dinlemesinler, kendileri başaramamış insanların eziklikleri altında ezilmesinler, sürekli üretsinler, kimseyle birbirlerini karşılaştırmasınlar, oldu bu demesinler. Eğitime gerek yok her zaman. Kurt Cobain şan eğitimi almamıştı mesela. Onu düşünsünler. Kendilerini çok ciddiye almasınlar. Nihayetinde hayat kurtarmıyoruz. Egoyu alta çeksinler. İçerden içerden o ego kendini besliyor zaten. Teliflerini kimseye vermemeye çalışsınlar. İmza atmadan önce mutlaka avukatlarına göstersinler. Kimseyi de dinlemesinler. Sallamasınlar bunları.
... diyor ve noktayı koyuyor Bedük. Bizim de bir söyleyeceğimiz var ama... Abi ya akademisyen ol sen ya da baba ol artık diyoruz. Malum, kendisinin ağzı pek laf yapıyor. Eyvallah diyor, ardı arkası gelmeyen telefonlarına yanıt vermeye devam ediyor.