Mersinin batısındaki Anamur ilçesinden başlayıp Adanaya, oradan da Osmaniye ili ve Hatayın güneyindeki Samandağ ilçesine kadar uzanan Doğu Akdenizin tatil rotasında, turistleri, çok sayıda tarihi ve doğal güzellik ile farklı lezzetler bekliyor.
HATAY/ADANA/MERSİN - Mersin, Adana, Osmaniye ve Hatayı kapsayan Doğu Akdeniz, bölgede binlerce yıl hüküm süren medeniyetler, ev sahipliği yaptığı dini merkezler ve kültürel zenginliğiyle turistler için eşine rastlanmaz bir gezi alanı haline geliyor.
Mersinin en batısındaki Anamur ilçesinden başlanacak yolculukta, muz ve çileğiyle ünlü kentte, bu mevsimlerde, bol miktarda taze meyve bulunabiliyor.
Silifkeye doğru giderken, kara yolu üzerinde, Anamurun 6 kilometre güneydoğusunda deniz kenarında yer alan Mamure Kalesi, belgelere göre Milattan Sonra 4. yüzyılda Romalılar tarafından yapıldı. Bizanslılar ve Haçlılar zamanında genişletildi. Bir kervansaray görünümünde olan Mamure Kalesi, en iyi korunmuş Anadolu kentlerinden birisi olarak biliniyor.
Silifke ilçesine bağlı Taşucu beldesi ile Antalya kara yolunun 22. kilometresinde kuzeye ayrılan 5 kilometrelik asfalt yolla ulaşılan Tokmar Kalesi, 12. yüzyılda denize hakim bir tepe üzerine inşa edildi.
Taşucu-Silifke karayolunun 6. kilometresinden sola ayrılan 1 kilometrelik yolla ulaşılan Azize Aya Tekla Bazikilası (Meryemlik), Hristiyanlığın en eski ve en önemli merkezlerinden biri olarak kabul ediliyor. Bu mekan, 312 yılına kadar gizli bir ibadet yeri olarak kullanıldı.
Taşucu beldesindeki lokantalarda, deniz ürünü sevenler mavi yengeç ve yılan bağlı ve lagos balığını deneyebilir. Kentte restore edilen 1805 yılına ait Hacıpaşa Saat Kulesi, Amfora Müzesi, Selanikte Atatürkün doğduğu evin birebir aynısı olan Atatürk Evi gezilebilir, belde yakınındaki Barbaros Koyunda çadır kurulabilir, denize girilebilir.
Yoğurduyla ünlü Silifkede şehir merkezinden geçen milattan sonra 78 yılına ait Taş Köprü, 2. yüzyıla ait Roma Tapınağı ve Silifkeye hakim 185 metre yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış Helenistik veya erken Roma dönemine ait olduğu anlaşılan Silifke Kalesi de görülmesi gereken mekanlar arasında bulunuyor.
NEFESİNE GÜVENEN İNER Silifkenin en ünlü turistik mekanı ise Cennet Çöküğü ve Cehennem Çukuru. Cennet çöküğü, erozyonla tavanın çökmesi sonucu meydana geldi. Mağarada küçük bir kilise bulunuyor. Çöküğe, 452 basamaklı merdivenle nefesine güvenenler inebiliyor. Erozyonla oluşmuş Cehennem Çukuru ise Cennet Çöküğünün 75 metre kuzeyinde bulunuyor. Yörede bir de Astım-Dilek mağarası yer alıyor.
Bu ilçenin Susanoğlu beldesi ise temiz denizi ile dikkati çekiyor. Halk plajının da bulunduğu bu beldede gönül rahatlığıyla denize girilebilir.
Silifkeye bağlı Kızkalesi beldesi sahilinin 200 metre açığındaki küçük adacık üzerinde, Kızkalesi ve karşısında sahilde yer alan Korikos Kalesi bulunuyor. Erdemli sahili ise turistlerin denize girmek için tercih ettiği yerler arasında bulunuyor.
Erdemli ilçesine bağlı Uzuncaburç beldesindeki Zeus Tapınağı, Ayaş beldesindeki Elausa Tapınağı ve amfi tiyatro ve Alahan Manastırı, görülmeye değer mekanlar arasında yer alıyor.
MERSİN VE TARSUS İl merkezindeki Mersin Müzesinde, arkeolojik ve etnografik eserler üç ayrı salonda teşhir ediliyor. Ayrıca kentin yazlık evlerinin yoğun olarak bulunduğu Mezitli beldesinde deniz kenarında bulunan Soloi antik kenti, MÖ 7. yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından kuruldu ve kente güneş anlamına gelen Soloi adı verildi.
Mersin il merkezinde bol sayıda bulunan ciğerci ve tantuniciler de tatilcilerin damak zevkine hitap ediyor.
ADANA YÖNÜ Mersinden ayrılıp Adana yönüne hareket edildiğinde ise özellikle Hristiyanlığın ilk zamanlarına ait önemli eserlerin yer aldığı Tarsusa ulaşılıyor.
İlçenin girişindeki Bizans dönemine ait Kleopatra Kapısı, Vatikan tarafından ilan edilen St. Paul Yılı nedeniyle restore edilen St. Paul Kilisesi ve Kuyusu, 1102 yılında St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söylenen ve 1415 yılında Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye çevrilen Eski Cami, görülebilecek eserler arasında yer alıyor.
Danyal Peygamberin makamının bulunduğu Makamı Şerif Camisi ve Danyal Peygamber Kabri, 557 yılında Ramazanoğullarından Kubat Paşa tarafından yaptırılan ve 1966 yılında restore edilerek müze haline getirilen Kubat Paşa Medresesi de kentin tarihi değerleri arasında bulunuyor.
Tarsus ilçe merkezinin kuzeyinde Berdan (Kydnos) Çayı üzerinde yer alan Tarsus Şelalesi de görülebilecek doğal güzellikler arasında sayılıyor.
Eshabı Kehf (Yedi Uyurlar Mağarası) Tarsusun kuzeybatısında, 14 kilometre uzaklıktaki Dedeler köyünde bulunuyor.
Milattan sonra 2. yüzyıl başlarında dönemin hükümdarı Dakyanusun zulmünden kaçan Yemliha, Mekselina, Mislina, Mernuş, Dekarnuş, Sazenuş, Kafetaltayuş ve köpekleri Kıtmirin bu mağaraya sığındıkları; bazı kaynaklara göre 309, bazı kaynaklara göre 900 yıl uyudukları rivayet ediliyor. Eshab-ı Kehf hakkında, diğer semavi dinlerin kitaplarında da bölümler yer alıyor.
ADANA ÇOK SAYIDA MEDENİYETİN İZLERİNİ TAŞIYOR Tarsustan çıkıp, yarım saatlik kara yolculuğuyla ulaşılan kebabı ve şalgamıyla ünlü Adana, binlerce yıllık tarihiyle çok sayıda medeniyetin izlerini taşıyor.
Çukurovanın ortasında kurulmuş Türkiyenin en büyük dördüncü kenti Adana, verimli topraklarından dolayı, birçok uygarlığın yaşadığı bölge olması nedeniyle, değişik medeniyetlerin bıraktığı eserler açısından da zengin...
Antik dönemde Kilikya bölgesinin önemli kentleri arasında yer alan Adanada, kent merkezinden geçen Seyhan Nehrinin en dar yerinde bulunan ve Evliya Çelebinin yazdığına göre, Abbasi halifesi Memnun döneminde üzerinden geçenlerden haraç alınan Taşköprü, adeta yıllara meydan okuyor. Restore edilerek, araç trafiğine kapatılan Taşköprünün, 1500 yıl önce Roma İmparatoru Hadrianus tarafından yaptırıldığı tahmin ediliyor.
Köprünün yanındaki, eski Adana evlerinin yoğun olarak bulunduğu Tepebağ Mahallesi ve tarihi Kız Lisesi, Adana Merkez Sabancı Camisi ile bitişiğindeki Merkez Park ve Seyhan Baraj Gölünün izlenebildiği Adnan Menderes Bulvarı, görülmesi gereken mekanlar arasında yer alıyor.
Merkez Sabancı Camisi bitişiğindeki Arkeoloji Müzesi ile Kuruköprü civarındaki Etnografya Müzesinde ise bölgeden çıkan arkeolojik buluntularla, Türk el sanatlarının teşhir edildiği eserler görülebilir.
Kentte, Adana kebabı ve bunaltıcı havada en iyi yiyecek olarak nitelendirilebilecek, buzdan yapılan bici bici yiyilebilir, ünlü şalgam suyu da içilebilir.
YILAN KALESİ VE ANAVARZA Adana-Ceyhan kara yolunun 25. kilometresinden ayrılan 3 kilometrelik yolla ulaşılan ve Ceyhan Nehrinin kuzey yakasında yer alan Hititlerden kalma antik kent Misis (Yakapınar) ile Misis Köprüsü gezilebilir.
Misisten sonra Ceyhan yönüne gidildiğinde, 12. kilometrede, Yılan Kalesine ayrılan 3 kilometrelik yola ulaşılıyor. Haçlı ordularının 11-12. yüzyılda yaptığı tahmin edilen kale, yılanların kralı anlamına gelen Şahmaran Efsanesinin de kaynağı olduğu öne sürülüyor.
Anavarza Antik Kentine gitmek için de Ceyhandan Kozan yönüne gidip, 23. kilometreden sağa ayrılıp 5 kilometre devam edilmesi gerekiyor. Kozanın Dilekkaya köyü ile iç içe olan antik kentin M.Ö 1. yüzyılda bir Roma kentleşme merkezi olarak kurulduğu sanılıyor.
Tarihi kaynaklara göre, kent, Kilikya bölgesinde düzenlenen şenliklerin, olimpiyatların merkeziydi. 525 ve 565teki depremlerde yıkılan kent, Bizans İmparatoru Justinianus döneminde onarıldı. 8inci yüzyıldan itibaren Abbasiler, Selçuklular, Bizans ve Haçlılar arasında sürekli el değiştiren Anavarza, bir süre Ermeni krallığının da merkezi oldu. Anavarza Kalesi ise oldukça dik ve taşlı çıkılabilen 200 metre yüksekliğindeki bir tepede yer alıyor.
Osmaniye-Kadirli kara yolundaki Karatepe ayrımından hemen sonra karşılaşılan önemli bir ören yeri ise Kastabala Antik Kenti...
Ceyhan Nehri kıyısında kurulmuş kente sütunlu cadde ile giriliyor. Yolun güney kesiminde bazilika olduğu sanılan büyük bir yapı var. Kente giriş kapısının arkasında oldukça iyi durumda olan tiyatro ve stadyum kalıntıları göze çarpıyor. Tepede ise Bodrum Kalesi diye adlandırılan bir Ortaçağ yapısı bulunuyor.
KÜNEFE HATAYIN VAZGEÇİLMEZİ Yöresel yemekleriyle ünlü Hatayda özellikle kendine özgü künefe çok tüketiliyor. Ayrıca, kağıt ve tepsi kebap en çok aranan yemeklerin başında geliyor.
Osmaniyeden Hataya doğru yola çıkıldığında önce Dörtyol ilçesine ulaşılıyor. İskenderun Körfezi ile Nur Dağları arasında kurulu bu kent, narenciye üretimi, plajları ve Botaş Boru Hattı Tesisleri ile biliniyor.
İlçeye bağlı Payas beldesinde ise Sokullu Külliyesi bulunuyor. Burada, Osmanlı mimari örneklerinden, tarihi kervansaray, hamam, cami ve medreseler yer alıyor.
Akdenizin doğu ucunda bulunan İskenderun Körfezi kıyısındaki İskenderun ilçesi ise dağları ve yaylarıyla ünlü. İskenderuna 33 kilometre mesafedeki Arsuz beldesi temiz denizi ile önemli bir turizm ve tatil merkezi konumunda. Ayrıca, burada antik şehir kalıntıları yer alıyor.
İskenderundan hareket edince Amanosların en yüksek kesimlerinden Belen Geçidine ulaşılıyor. Buradan geçerken Amik Ovasının doyumsuz güzelliğini izlemek mümkün.
Geçitten indikten sonra ulaşılan Antakya ise Müslüman, Hristiyan ve Yahudi vatandaşların barış ve hoşgörü içinde yaşadığı bir kent. Kentte cami, kilise ve havrayı yan yana görmek mümkün. Bu kentte, herkes ibadetini özgürce yapıyor.
Kentte görmeye değer tarihi yapıların önemli bölümü Kurtuluş Caddesinde bulunuyor. Şehrin ana caddelerinden biri olan ve çok sayıda dükkanın sıralandığı cadde üzerinde, Ulu Cami, Anadolunun ilk camisi unvanını elinde bulunduran Habibi Neccar Camisi ve türbesi, Süveyka Camisi, Katolik Kilisesi görülebilir. Giriş kapısı üzerindeki freskleriyle dikkat çeken Ortodoks Kilisesi ise Kuruluş Caddesini Meydana bağlayan ara caddelerden biri üzerinde ve dar bir pasajla büyük avlusuna giriliyor.
Zemininde yer yer bozulmuş mozaik kalıntıları ve duvarlarındaki freskleriyle ziyaretçilerin ilgisini çeken St. Pierre Kilisesi, Habibi Neccar Dağının eteklerindeki bir mağaraya kurulmuş. Bu mağara, Hristiyanların ilk toplanma yerlerinden biri olarak biliniyor ve Hristiyanlar için hac yeri olarak kabul ediliyor.
DÜNYANIN EN ZENGİN İKİNCİ MOZAİK MÜZESİ Antakya Mozaik Müzesinde ise Antakyada yaşanan zenginlik ve ihtişam dönemini simgeleyen en güzel eserlerden Antakya mozaikleri ile binlerce tarihi eser yer alıyor. Müze, sergilenen mozaiklerin büyüklüğü, sayısı ve kalitesi açısından dünyanın en zengin ikinci mozaik müzesi sayılıyor.
Hatay, yöresel yemekleriyle de ünlü bir kent. Özellikle kendine özgü künefe çok tüketiliyor. Ayrıca, kağıt ve tepsi kebap en çok aranan yemeklerin başında geliyor. Şelalesiyle ünlü Harbiye ise kentin en önemli eğlence ve mesire yeri.
İl merkezinden çıkıp güneye doğru ilerleyince, dünyanın en uzun kumsalına sahip Samandağ ilçesine ulaşılıyor. Burada deniz kaplumbağaları koruma altında bulunuyor. Plajda piknik alanları, pansiyon ve lokantalar yer alıyor.
Samandağın 4 kilometre kuzey batısında, deniz kıyısında Çevlik köyü yer alıyor. Çevlik köyünde Seleukia Ad Piera antik kenti kalıntıları bulunuyor. Burada, dünyanın ilk tüneli olan, Roma döneminde dağlardan inen suların sürüklediği tortuların limanı doldurmasını önlemek için İmparator Vespesianus tarafından yaptırılan, 7 metre yüksekliğindeki ve 130 metre uzunluğundaki Titus Tüneli görülmeye değer.
Türkiyede Ermeni asıllı Türklerin yaşadığı tek Ermeni Köyü Vakıflıda köylüler organik tarım ile uğraşıyor. Ayrıca, ziyaretçilere turunç ve farklı aromalı reçeller sunuyorlar. Son derece bakımlı köyde, konaklamak için pansiyonlar da yer alıyor.
Suriye sınırındaki Reyhanlı ilçesinde ise Yenişehir Gölü üzerinde kurulu lokantalarda, yöreye özgü tuzda tavuk yenilebilir. Tuzdan fanus içinde pişirilmesine rağmen tadında yoğun tuz olmayan tavuk, eşsiz lezzetiyle tüm ziyaretçiler tarafından tercih görüyor.
Samandağ-Yayladağı ilçeleri sınırında Sebenoba ve Gözene köyleri arasında yapılan ve 60 milyon Euroya mal olan, 15 türbinli, yıllık 110 milyon kilovatsaat enerji üretimi sağlayacak rüzgar enerji santrali de ilginç yapılar arasında bulunuyor.
HATAYın samandağ ilçesi doğal
güzelliği zengin ama gerek şehirleşme
gerek altyapı olarak tam bir rezalet.
alt yapı denen şey yok tüm pislikler
yol (tabi yol denirse) kenarından
akıyor. sahil boyunca çöpten
geçilmiyor. ne adam gibi bir otel ne
bir restaurant mevcut. turisti
getirecende turist bu pislik içinde ne
yapsın. lağım kokusunu içine mi çeksin?
ne devletin ne de yerel yönetimin hiç
bir yatırımı yok. turist getiripte
rezil olmayın. önce adam gibi bir
şehir yapın ondan sonra turist getrin
benden söylemesi.