Haydar Ergülen: Başka ödül almayacağım
Web NTVMSNBC   
NTVMSNBC'yi açılış sayfam yap
Kültür Sanat
Filmler
Sinema
Müzik
Edebiyat
Sahne Sanatları
Sergi
Mimari
Arkeoloji
İstanbul Bienali
Orhan Pamuk - Nobel
Altın Portakal
Cannes
Video
Foto Galeri
Türkiye
Dünya
Ekonomi
Spor
Teknoloji
Sağlık
Kültür Sanat
Yaşam
Hava Yol
Yeşil Ekran
Eğitim
Moda
Otomobil
Doğuş Yayın Grubu
NTV
CNBC-e
e2
NTVSPOR.NET
NBA TV
NTV Radyo
Eksen 96.2
Radio N101
NTV Yayınları
N. Geographic
 
NTVMSNBC Anasayfa » Kültür Sanat » Edebiyat

Haydar Ergülen: Başka ödül almayacağım

Metin Altıok ödülünü alan şair Haydar Ergülen, “Başka bir ödül almayacağım” diyor. Metin Altıok Sivas’ta yakıldığında 52 yaşındaydı, Ergülen de ödülü 52 yaşında aldı.


 DİĞER HABERLER

  KÜLTÜR / SANAT - EN ÇOK OKUNAN HABERLER

NTV-MSNBC
Güncelleme: 12:11 TSİ 12 Haziran 2008 Perşembe

İSTANBUL - Yaşça büyük şairler onun ağabeyi. Küçükler ve yaşıtları da kardeşi. Kendisine “ailenizin şairiyim” demekte haklı. Şiiri bir kardeşlik bahçesi olarak gören Ergülen, şairlerin başka bir cumhuriyet olduğuna, başka bir kardeşlik ağacından olduğuna inanıyor. Şiiri de anonim yazmaktan yana. Ancak, “Çok uzun zamandır damarlarında milliyetçi bir kan dolaşıyor şair takımının” diyen Ergülen, son 5-6 yılda ortaya çıktığını düşündüğü bu gelişmeden çok rahatsız. Bu yüzden beraber oturulan bir masadan beraber kalkamamaktan da... Cemal Süreya, Behçet Necatigil gibi çok sayıda ödülün sahibi olan şair Haydar Ergülen’le son ödülü olan Metin Altıok Şiir Ödülü’nü alması sonrasında konuştuk.
Haberin devamı

Siyah yine siyah yine...
Şimdi kim öldü bende?


Şiirden vazgeçebilirim. Ama işte eşim, kızım, kedim, kardeşlerim, arkadaşlarım... Bunların hepsi şiirden de önce gelir. Şiiri de çok değerli görüyorum ama. Bir yerde bana sormuşlardı...




“Siz Haydar Ergülen olarak nasıl anılmak istersiniz?” diye. Dedim ki, “İyi bir şairden çok iyi bir adam desinler, arkadaşlarına vefalı biriydi” desinler, bu benim için şiir gibi birşey. O yeter diye düşündüm.


Sadece Nazım’ı okuyarak ömrümü geçirebilirim


Şiirden vazgeçebilirim ama...


Kediden korkan bir adamdım


25’ine kadar şair olamazsanız...


Reklamcı şairler


Şiir biraz vicdan işidir


Şaire ulaşmak şiire ulaşmaktan kolay


ALTIOK YAKILDIĞI ZAMAN 52 YAŞINDAYDI, ŞİMDİ BEN DE...
Metin Altıok ödülünü “Üzgün Kediler Gazeli” kitabınızla almanız...

Çok tesadüf oldu, evet.


BAŞKA BİR ÖDÜL ALMAYACAĞIM
Metin Altıok şiir ödülü sizin için ne ifade ediyor?
Çok korkunç birşey. O yüzden böyle bir ödülü alıyor olmak gerçekten içimi çok acıtan aynı zamanda da onun anısına verilen ödülü almak çok onur verici birşey. Metin Altıok, Sivas’ta yakıldığı zaman 52 yaşındaydı, şimdi ben de 52 yaşındayım. Çok ilginç bir şey. O genç bir şair olarak öldü, ben de genç bir şair olarak bu ödülü aldım diye düşünüyorum. Çünkü Metin Ağabey öldüğü zaman şunu düşünmüştüm: Behçet Aysan 43 yaşındaydı, Metin Ağabey 52. Şair ama ne kadar da gençti bu insanlar. Şimdi kendim aynı yaşa geldiğim için değil ama, gerçekten çok genç insanlarmış. 70 yaşında da olsalar çok üzülürdüm ama, gençtiler. O yüzden başka bir ödül almayacağım.

Neden?
Yok, ne yapacağım. Yeter. Metin Ağabey ile kapatalım diyorum.


Pul mu yetişir acıya mektup gibi yağıyor


HER ARKADAŞLA BİR VATAN ÖLÜR
Kitaptaki “Yetimler Gazeli”ni de Hrant Dink için yazmışsınız. “İnsanın vatanı arkadaşıymış”,”Her arkadaşla bir vatan ölür” dizeleri çok etkileyici. Metin Altıok, Hrant Dink... Bu örnekler karamsarlığınızı arttırmıyor mu, bugünden geleceği nasıl görüyorsunuz?

“Yetimler ağıdı” diye şiir yazdık Hrant için. İnanılmaz tepkiler aldık. Satılmışlıktan, uşaklıktan, vatan hainliğinden, Soroz’un çocuğu olmaya, bilebildiğiniz bütün tepkiler geldi. Ben o zaman sert bir yazı yazdım ama; sonra da bu Yetimler Ağıdı’nın bitiş dizelerini ben yazmıştım. En çok tepki de oraya geldi. “Aslında ne Türk’üz, ne Kürd’üz, ne Ermeni’yiz öyle bir baba’mız var ki Hrant, hepimiz yetimizdiye. Sonra da bu kitap hazırlanırken aklıma geldi, ayrıca ben de bir şiir yazmak istedim Hrant için. Bunu yazdım. Gerçekten bir çocuk saflığıyla, soru soruyormuş gibi yazdım. Arkadaşım değildi, hiç tanımadım, ama yoldaşımdı. Buralı olan bir insandı. Hepimiz gibi. Bizim yarattıklarımız dışında bir düşmanlığımız yok ki.


İyi bir şair de görmedim ben
kendinden önce başkalarının düşünü gören



HERKESİN İÇİNDEKİ FAŞİST ORTAYA DÖKÜLÜYOR
Özellikle sonuç olarak tamam cümle alem bunu söyledi. Ama yakın olduğum insanlar var. Kaçınılmaz olarak aynı mitinge, aynı meyhaneye gittiğim insanlardır. Bir etkinlikten sonra şairler yazarlar birlikte meyhaneye giderler. Çoğumuz bizim kuşaktan, 45-55 yaş arasındaki insanlardan bahsediyorum. Hemen herkesin solla bir ilgisi olmuştur. Kimi TKP’li, kimi Maocu, kimi Goşist olmuştur, her neyse. Sonra da bu bir sosyalist olarak sürmüştür. Ama 5-6 yıldır farkettiğim şey, bunların bir kısmı sosyalist ama, sonuna kadar milliyetçi. Ben sosyalist diyemiyorum onlara, artık bazı arkadaşlarla aynı masaya oturmak istemiyorum. Çünkü iki kadeh rakı zehir oluyor. Bir kadehten sonra mevzu açılıyor biliyorsunuz, herkesin içindeki faşist ortaya dökülüyor. Bu Hrant meselesinden tutun başka meselelere kadar. Birkaç kişi biz, hem Hrant Dink’i hem azınlıktakileri savunmaya başlıyoruz. Bu beni çok rahatsız ediyor. Kendimizi ve azınlığı bizle beraber olduğunu sandığım arkadaşlarıma karşı savunmak çok ağır birşey. Azap verici bir şey.


MİLLİYETÇİ BİR KAN DOLAŞIYOR ŞAİR TAKIMININ
Toplumdaki ayrışma şairlere de sirayet etmiş...
Çok uzun zamandır artık damarlarında milliyetçi bir kan dolaşıyor şair takımının. Bu son 5-6 yılda beni çok rahatsız eden birşey. Beraber oturulan bir masadan beraber kalkamamak. Belki de en çok onları etkilemiş olabilir. Belki de az oldukları için daha çok görünüyor. Az olunca ayrıntılar daha çok görünür ya... Bunu da Hrant için yazdığımız ağıda gelen tepkilerden anladım iyice. Neler yazıldı, “Niye bu şiiri yazdınız?” diye. Neyse iyi tarafı da var, eskiden daha çok giderdim meyhaneye, şimdi o kadar gitmiyorum.


HEPİMİZ İMZASIZ ANONİM ŞİİRLER YAZALIM
Kitaba adını veren “Üzgün kediler Şiir”ni siz yazmamışsınız.

Evet ben yazmadım. Şiiri yazan arkadaşım Engin Turgut benim kedilerimi bilir, onları çok sever.

Nasıl oldu?
Madem aynı dünyayı, aynı görüşü, aynı şiir toprağını paylaşıyoruz, şiir yazmak da o kadar kişisel birşey olmayabilir. Ben de başkaları adına yazdım çünkü. Ayrıca da şunu söyledim; biz hepimiz imzasız anonim şiirler yazalım. Nasıl olsa şiirin ilk çıkışı ilkel dünyadır, ilk zamanlardır. Şiir öyle çıkmış. Bugün sevdiğimiz pekçok şiirin sözleri anonimdir. Önemli olan insanların ihtiyaç hissetmesidir. Bu da bir ihtiyaç malzemesi olarak gördüğüm bir şey. Herkesin bir üslubu olabilir ama, sonuçta okuyanlar “Bu şiir benim ihtiyacıma hitap ediyor, bu benim olsun” desin, onun olsun. İnsanın bir iki sene, insanın şiir yazamadığı dönemler olabilir. Benim de oluyor. Kitaba adını veren şiirin yazıldığı dönemde bir dergi, iki tane şiir istiyordu ve ben de onlara, “Şiirim yok” diyordum. O dergiyi çıkaranlar da sandı ki, küçük bir dergi oldukları için ben de onlara şiir vermiyorum. Halbuki hiç alakası yok. Ben bazen taşrada iki öğrencinin çıkardığı bir dergiye bile şiir gönderirim, onlar da şaşırırlar.

Şiirin altına sizin imzanız atılıyor ve belki de eleştirilere maruz kalıyorsunuz.
Olsun. Sonuç olarak Engin’e, “Sen yazsan olur mu?” dedim. “Niye Olmasın, Allah Allah” dedi kapattı. İki üç gün sonra beni aradı: “İlginç ama yazdım” dedi. “Hem de senin gibi yazmaya çalıştım” dedi. “Sana göndereyim mi?” dedi, “Bana gönderme, dergiye gönder” dedim.

Ne yazdığına hiç bakmadan mı?
Öyle olur mu? Onu yapmam, bakayım demem. Sonradan dergide çıktı, benim de çok hoşuma gitti. Ne yapayım diye düşünürken, 92’den 2007’ye kadar olan dönemde çıkan şiirlerimle küçük bir antoloji yapayım dedim. İsim çalışması yapıyordum. Reklam yazarlığından geldiğim için çok yaptığımız birşey. Dergilerde çıktığı zaman Haydar Ergülen adıyla çıkmıştı o şiir.


GENÇSİNİZ, SOLCUSUNUZ, AŞIKSINIZ....
Böyle başka şiirler de var mı, siz yazmadığınız halde sizin imzanızla çıkan?
Öyle bir-iki şiir daha çıktı benim adımla. Sonra hoşuma gitti bu. Başka arkadaşımdan da istedim. Yılda bir iki tane yaparsam, sonra bir kitapta toplarım bu şiirleri.
Benim gerçekten sevdiğim pekçok arkadaşım var ve öyle oluyor ki şairlerle arkadaşlık sırf şiir arkadaşlığı olarak kalmıyor. Bizim yetişmemiz de öyleydi. Ankara’da 77-78’de çok iyi bir gruptuk. Bugünün 80 kuşağının iyi şairleri Ahmet Erhan, Adnan Azar, Akif Kurtuluş, rahmetli Behçet Aysan’la çok yakın arkadaş grubuyduk. Gençsiniz, solcusunuz, aşıksınız.... Çok hoş dört-beş sene yaşadık böyle. Çok kıymet veririm ben arkadaşlığa ve birlikte yetişmeye. Sonra da devam ettim. İstanbul’a geldiğimde biraz düşkırıklığına uğradım tabii. Ankara bir “ev”dir. O zaman çok meyhane birahane falan yoktu, hep evlerde toplanırdık. İstanbul’a geldim 83’te, kimse kimseyi evine çağırmıyor. Herkes bir yerlerde buluşup görüşüyor. Alıştım ben de.

 

Bu habere oy ver
Düşük
1 Puan 2 Puan 3 Puan 4 Puan 5 Puan 6 Puan 7 Puan 8 Puan 9 Puan 10 Puan
Yüksek
     •  En çok puan alan haberler

Yazdır Gönder Görüş yaz/ oku

                        Bu habere henüz yorum yapılmamış


Ana Sayfa | Türkiye | Dünya | Ekonomi | Sağlık | Yaşam | Teknoloji | Kültür Sanat | Doğal Hayat | Eğitim | Moda
Spor | Hava Yol | İletişim | Yardım | İzleyici Görüşleri | Reklam Seçenekleri | Hukuki Şartlar & Gizlilik Hakları