TÜRKİYEDE DANSIN GELİŞMESİ İÇİN OLANAKLAR YETERSİZ
Türkiyede çok vakit geçirme fırsatım olmadı. Fakat Zeynep Tanbayın dans atölyesinde iki saatliğine ders verme imkanı buldum.
Hem Avrupada tanıştığım Türk dansçılardan, hem de burada rastladıklarım sıkça duyduğum bir şey var: Türkiyede dansa ilgi duyanların kendisini geliştirebileceği alanlar ve dans kumpanyaları ne yazık ki yeterli sayıda değil.
Türkiye, bu kadar zengin bir folklore ve kültürel birikime sahip olduğundan çok iyi dans çıkarmak için büyük bir potansiyel de barındırıyor.
 |
|
Dansı iyi icra edebilmek için büyük stüdyolara, alana, kaynağa ve iyi yetişmiş öğretmenlere ihtiyacınız var. Hatta farklı ülkelerle değişim programları hazırlanmalı ve Türk dansçılar Almanyaya, Fransaya ve diğer ülkelere giderek hem eğitim almalı, hem de kendi birikilmlerini paylaşmalı.
Eğer burada eğitim amaçlı büyük bir dans stüdyosu kurulur ve ilgi duyanlar kendilerine bir alan yaratabilirse, ben seve seve gelip öğretmenlik yaparım!
İSTANBUL BÜYÜLEDİ
İstanbula ilk defa geliyorum. Sadece, balık-ekmek, pazarlar, iskeleler değil; şehrin mimarisi de beni çok etkiledi. Bu şehirde bazen köyde, bazen büyük bir metropolde, bazen Pariste, bazen Berlinde gibisiniz. New Yorktan daha hızlı, durmak yok. Dinamik ve sevimli. İnsanlar gülümsemeyi becerebiliyor.
Pinanın İstanbul üzerine hazırladığı Nefes oyununu ilk gördüğümde İstanbulu henüz ziyaret etmemiştim. Fakat geldikten sonra anladım ki, oyunda görüp çok etkilendiğim hareket ve sükunet birlikteliği gerçekten İstanbulda aynı anda var olabiliyor...
DANS, NEFES GİBİ
Yaklaşık 50 senedir durmaksızın dans ediyorum, bu benim hayatım. Neden dans? Çünkü dans hareket demek. Hayata bakıp, üzüntüden, acıdan, depresyondan mutlu detaylar çıkarmak demek.
Baktığınızda herkes ve her şey hareket halinde. Ben de sabit kalmayı sevmiyorum. Hayatımda da öyle. Bir yerde birkaç seneden fazla kalamıyorum. Özgür olmalıyım. Duygularım, düşüncelerim net ve berrak olmalı. Bu da hareket etmekle, dans etmekle geliyor. Temiz hava almak gibi.
Pina ile olan bağım da öyle. Birbirimizi çok seviyoruz ama birbirimize bağımlı değiliz. Birbirimizi anlıyoruz, birlikte yürüyoruz, ama birbirimizi asla sahiplenmiyoruz.
ANNELİK VE DANSÇILIK ARASINDA...
Dansı bırakmayı hiç düşünmedim. Fakat üç çocuğum var. Gerçekten çok iyi bir dansçı olmak istiyorsanız gece gündüz stüdyoda çalışmak zorundasınız. Bu hem dünyanın en güzel hissi, hem de çok bencilce, çünkü sadece kendinizi düşünmeniz gerekiyor.
 |
| Malou Airaudo, İstanbul'da NTVMSNBC'nin sorularını yanıtladı. |
Ben ise anne olmayı tatmak istiyordum. Çünkü o zaman sadece kendinizi değil, bir başka insanı da düşünüyorsunuz. Bu da insanı zenginleştiren bir his. Fakat annelik üzerine bir dans hazırlamadım. Sahnede anne gibi durmak yeterli çünkü, her şeyi söze dökmeye gerek yok...
UYKULUYDUM, ALMODOVARI REDDETTİM!
Pina birgün beni arayıp Malou, Almodovar filmini senin Cafe Müller performansınla açmak istiyor dedi. Ben uykuluydum ve Almodovar kim? Umrumda değil! diye cevap verdim. Fakat, Pinayı kıramayıp kabul ettim.
Sonrası çok keyifli geçti. Pedroyu tanıdığım için çok mutluyum. Çok samimi ve duygulu bir insan. Filmi vizyona girdikten bir sene sonra izleyebildim, çünkü kendimi ekranda görmekten çekindim açıkçası. Zaten film, benim yüzümle açılıyor ve sonra dans başlıyor. O kadar utandım ki! Aman Allahım, herkes beni dans ederken gördü! diye düşünüp heyecanlandım.
Ama, Pedronun filmi için hazırladığımız performansın çekimleri üç gün sürdü, dans ise benim 50 seneyi aşkın hayatım!