Çevre gönüllüsü Aydilge yeşil şarkılar söylemeyi hep istemiş ama konuyu hafifletir diye çekinmiş. Ta ki bir gün radyodan yükselen Aşkından eridi bütün buzullar, oldu küresel ısınma nakaratını duyuncaya kadar...
Aydilge'ye en büyük 'karın ağrısı'nı soruyoruz, cevabı "gönüllerimizin çoraklaşması" oluyor.
İSTANBUL - Aman Aydilge Hanım, bırakın ot, böcekle uğraşmayı diyen radyo sahiplerine inat Dünyanın Kalbi Kırılmasını yaptı, çevre gönüllüsü oldu. Bulimia Sokağının yazarı, Küçük Şarkı Evreninin yaratıcısı Aydilge Sarp, geçen yıl küresel iklim krizine dikkat çekmek amacıyla yayınladığı Dünyanın Kalbi Kırılmasını radyo ve televizyonlara gönderdiğinde bu yanıtı almıştı. Ama o bırakın bu işleri, aşk şarkısı yapın diye öğüt veren radyo yöneticilerine, dans eden kadın yoksa klip tutmaz diyen kanal müdürlerine inat şarkısını yayınladı, klibini çekti. Hatta Greenpeace, Türkiyede ilk kez onun klibi için arşivini açtı.
Dünyanın kalbi kırılmasını yayınlarken hayalin neydi? Şarkıyı çok önceden yapmıştım aslında. İkinci albüm çalışmaları da başlamıştı ve albüme koymayı da düşünmüyordum. Çünkü benim -içinde olmama rağmen- popüler kültürle alıp veremediğim bazı şeyler var. Bu şarkıyı yayınlarsam konu yüzeyselleşir, ciddiyetini hafifletir diye düşünüyordum. Fakat Greenpeaceteki arkadaşlarım çok destekliyordu. Amaç aslında birilerinin bu konuda daha duyarlı olmasını sağlamak ama ben yine de çekiniyordum.
Fikrini değiştiren ne oldu? Bir gün Okan Bayülgeni izliyordum. Fantezi müzik yapan bir arkadaşımız (Tarık Mengüç) sahneye çıktı ve Aşkından eridi bütün buzullar. Oldu küresel ısınma diyen bir şarkı söyledi. O an durdum ve kendi kendime Al Aydilge dedim Sen daha dur, insanlar nasıl yüzeyselleştiriyor konuyu, gör. Halbuki ben de üniversitede medya okurken hocalarımdan görüş almaya geldiklerinde medyaya malzeme olmak istemeyiz deyip geri çevirdikleri zaman çok kızardım. Sonra ben de şarkımı yayınlamaya karar verdim. Popüler müziğin eleştirisi dışardan yapılmaz diye düşündüm.
Şarkıya tam da konunun gözüne parmak sokan bir de klip çekildi... Evet. Ama başta biraz zorlandık. Ben pop şarkıcısı olmadığımdan milyarlar kazanmıyorum konserlerden. Greenpeace bana destek oldu ama onların bütçeleri de yıllık olarak hazırlandığından maddi bir destek değildi bu. Kıt kanaat biriktirdiğim bir para vardı ve onunla yola çıktım. Klip için Greenpeacee arşivlerini açıp açamayacaklarını sordum. Ama o da ayrı bir macera. Çünkü Greenpeacein arşivini açabilmesi için dünya üzerindeki her merkezinden onay alması gerekiyordu. Tek tek bütün merkezlerden onay alındı ve Türkiyede arşiv ilk kez açıldı.
Zor bir prosedür anlaşılan... Greenpeace, bağımsız bir çevre örgütü olduğu için en ufak bir leke almaktan korkuyor. Çok dikkatli adım atıyorlar. Bu yüzden yurtdışından onay alırken bir problem yaşamadığımız için de çok mutlu olduk.
Arşivden neye göre görüntü seçtiniz? Çok vahşi görüntüler de vardı. Ajitasyon yaratmak istemediğimiz için dikkatli davrandık. Yoksa sabah yayınlanan kadın programlarına dönerdi iş. Amacımız, insanları sadece duygulandırmak ve dikkat çekmekti. Müzisyen arkadaşım Cem Sarıoğlu çok yardımcı oldu. Diğer arkadaşlarım da Cem gibi hiç para almadan bu işi yaptılar.
KLİBİNDE DANS EDEN KADIN YOKSA YAYINLANMAZ Bu kadar özverili bir çalışma neden ilgi görmedi? Çok acayip şeyler oldu çünkü sonradan. Bazı televizyon kanalları dans eden kadın olmayan klipleri yayınlayamayız dediler. İnanması zor ama söylüyorlar. Mesela çok popüler bir radyo kanalının genel yayın yönetmeni, aman Aydilge Hanım, bu proje bana geldi önceden. Kapağına baktım, ot, böcek var. Attım kenara. Ben size bir sır vereyim; aşk şarkısı yapın, aşk! dedi. Dondum kaldım. Siz kendi kitlenizi kendiniz belirliyorsunuz. Her şeyi sunun, bırakın dinleyici kendi seçsin dedim. Ama o sinirlenip beni buraya boşuna oturtmadılar Aydilge Hanım. Yılların radyocusuyum ben dedi. Çok sinirlendim, 10 sene sonra su savaşları başlamış olacak. Ondan sonra sizin radyonuz da, konumunuz da zaten bir illüzyon olacak. Sizin çocuğunuz aşk şarkısıyla ilgilenmeyecek zaten ama eminim sizin yine de bir kulağınızdan girip bir kulağınızdan çıkacak dedim. Bir kere daha dinleyeceğini söyledi ama umrumda da değil.
Sonra destekleyen birileri çıktı mı? Beklediğimin çok altında aslında. Yazılı basın çok destek verdi. Haber kanalları da... Ama gençlik dergileri beni hayal kırıklığına uğrattı.
İçinde siyasi bir tavır olsaydı belki yayınlanması daha zor olurdu ama bu kadar insani bir soruna dikkat çeken bir projeye neden destek vermemiş olabilirler? Sanırım müzik kanalları sosyal sorululuk projelerine pek sıcak bakmıyorlar.
AMAN BUNLAR ANARŞİST, KAÇIN Yurtdışında popüler olabilmek için bile sosyal sorumluluk projelerine katılan bir sürü sanatçı varken bizde neden tam tersi oluyor? İnsanları ya ajite ediyor ya da lay lay lom eğlendiriyorlar. Gerçi eminim bunu Mor ve Ötesi yapsaydı daha farklı olurdu. Belki de Greenpeace isminden korktular. Biraz anarşist bir görünümü var biliyorsun Greenpeacein. Yurtdışında çok daha sert eylemler yapılmasına rağmen Türkiyede aman bunlar anarşist, aman bunlar komünist diye kaçıyorlar.
İşin kişisel tatmini büyük olsa gerek... Tabi. 11. Ankara Caz Festivalinde söylendi şarkı mesela. Benim için çok güzeldi bu. Hayatımda yaptığım en anlamlı işti. Ayrı bir mutluluk verdi. Hiçbir kitabım ya da ilk albümüm böyle bir heyecan vermemişti.
Şarkı, bu kadar büyük bir sorun üzerinde nasıl etkili olabildi? Küresel iklim krizi, çok konuşulmasına rağmen çok da boş konuşulan bir konu. Gençler konuyu sıkıcı buldukları, bu konunun tartışıldığı televizyon kanallarını sürekli zapladıkları için belki de bu şarkı hızlıca bir etkide bulunabilir diye düşündüm. Ama şarkıyı nasıl yaptık, neden yaptıktan çok küresel iklim krizi için bir çevre gönüllüsü olarak neler yapabiliriz onu konuşmak lazım.
ÇOK YIKANDIK DİYE KÜRESEL ISINMA OLMADI Konuşalım... Sen Greenpeacee üye bir çevre gönüllüsü olarak küresel iklim krizini bilmeyenler için özetler misin? Küresel iklim krizinin temelinde fosil yakıtları, çevre kirliliği elbette var ama en büyük sebep; insanların yüreklerinin çoraklaşması. İnsanlar bitmek bilmez tüketim dolayısıyla doğanın hakimi olduklarını düşünmeye başladı ki bu en büyük yanlış. Ben ve öteki diğer ayrıştırdığımız anda başlyor esas tarumar. Şöyle bir kandırmaca var. Az su harcayın diye her yere asıyorlar. Sanki küresel ısınma olmasa muslukları açık bırakacağız! Tabi ki az su harcamalıyız. Bu zaten yapılması gereken bir şey. Bunu tek tek insanlara söyleme gereği duyuyorlar ama önce suçu büyük şirketlerde aramalılar. Hükümetler suçu bireye atarak kendi pisliklerini ört bas etmeye çalışıyor. İnsanlar çok su içiyor, çok yıkanıyor diye kuraklık olmuyor. Düşünmeden yapılan enerji politikaları, fosil yakıtlar, sera etkisi ve karbondioksitin artması buna sebep gösterilebilir.
Ne yapılması gerekiyor sence? Hemen yenilebilir enerjiye geçilmesi lazım. Ama hükümetimize bakın. Kyotoyu imzalamayan bir biz varız, bir de Amerika. Açıklama da şu; biz gelişmekte olan bir ülke olduğumuz için diğer enerji kaynaklarını kullanmamız gerekiyor. Halbuki enerji kaynakları için ayrılan bir bütçe var. Nükleer enerjiye yatırdığımız kaynaklarla diğer enerji kaynaklarından çalıyoruz. Üstelik sağlanan enerji bizim elektrik enerjimizi karşılayacak kadar bile değil. Vereceği zararı ise konuşmak bile istemiyorum. Yenilenebilir enerji daha ucuz ve daha çevreci.
Kyotoyu imzalamama gerekçemizi biliyor musun? Katıldığım bir televizyon programında bunu Enerji Komisyonu Başkanımıza neden hala nükleer enerji kullandığımızı sorma fırsatı buldum. Biz gelişmekte olan bir ülkeyiz. Diğerleri rahat tabi diye cevap verdi.
ÇEVRECİ OLMAK SÜNEPE ANLAMINA GELMEZ Amerikanın bir üçüncü dünya ülkesi olmadığı kesin. Onlar neden imzalamıyor sence? Amerika, savaş politikalarına çok yatırım yapan bir ülkeydi. O yüzden normal. Ama demokratlar farklı düşünüyor. Bu seçimlerde demokratlar kazanırsa bunun değişeceğini düşünüyorum. Ama Bushun işin peşini çok kolay bırakacağını da düşünmüyorum. Petrol şirketleri olan bir adamın bunu imzalaması beklenemezdi zaten. Türkiye de küçük Amerika olarak imza atmıyor.
Herkes senin gibi düşünmüyor sanırım... Geçenlerde bir kadın çok makyaj yapan ya da çok parfüm süren biri çevreci olamaz gibi bir şey söyledi. Böyle kandırıyorlar insanları. Çevreci olmak sünepe sünepe ortada gezinmek değil ki... Artık bu fasa fiso şeyleri bırakıp -ülkemizde ne kadar yapılması zor olsa da- sivil toplum örgütlerine katılmak lazım. Okullarda da o bilinci oluşturmak gerekiyor. Nükleer enerji santrali yapacakları zaman Avrupada sokağa tüküren bir adam görmüş gibi tepki vermeliyiz. Akıllarından bile geçirememeliler aslında.
Bu bilinç okulca gidip fidan dikmekle de oluşturulabilir mi? Parayla fidan diktirmek olmamalı sanıyorum. Sen ekmediğin sürece bir şey hissedeceğini düşünmüyorum. Toprakla doğrudan temas etmeyi öğrenmelisin. Ama hükümetlere büyük iş düşüyor. Mesela bizim bir enerji politikamız bile yok. Önce bunların hazırlanması lazım. Tabi bir de halkı bilgilendirmek lazım. Mesela Greenpeacein ana sayfasına yenilenebilir enerjiyle ilgili birşey yazdığı zaman yenilir enerji ne demek diye sorular geliyor... Ama bunların soruluyor olması da iyi bir şey.
YENİLİR ENERJİ DE NE DEMEK? Sen bizi yenilir değil, yenilenebilir enerji hakkında biraz bilgilendirir misin? Rüzgar, su gibi doğal enerjiler. Şöyle bir gerçek var ki, doğaya yaptığımız tüm tahribatlara karşın o bizim hala onu kullanmamızı istiyor. Biz ülke olarak rüzgar enerjisi en çok olan ülkeyiz. Çeşme mesela. Orada sörf yapıyorlar. Bunun yanında bir enerji kaynağı olarak da kullansalar ya. Jeotermal kaynaklarımız da çok fazla. Organik yeme merakından çok organik enerjiye meraklı olmalıyız.
Bildiğimiz kadarıyla Greenpeacein yeni bir faaliyeti var bu konuyla ilgili. Evet, adı Bakan çıplak. Enerji bakanımız nükleer enerinin iyi bir şey olduğunu savunuyor ama farkında değil durumun. Bakan Çıplak projesinde çevre gönüllüleri siteye girip tıklayarak konuya destek verebiliyor.
Bakan Çıplak projesinin detaylarını Aydilgeden öğrenirken lafı lafı açıyor. Zaten Aydilgenin karın ağrısı o kadar sancılı ki bazen soru sormaya bile gerek kalmıyor. Kendiliğinden dökülüveriyor. Konu, Greenpeaceten Temaya oradan Çeküle geliyor. Ortak bir amaç için uğraşan sivil toplum örgütlerinin neden aynı paralelde ilerleyemediğini tartışırken onları fraksiyon farkları yüzünden birbirlerine giren fakat aynı şey için uğraşan bir grup insana benzetiyoruz. Sonra durup yine başa dönüyor ve son noktayı koyuyoruz.
Senin, benim ve diğerlerinin en büyük hatası ne? Bu gezegende yaşadığımızı unutuyoruz. Oysa dünyanın ihtiyacı olan şey biraz daha saygı. Gezegenin hakimi biz değiliz.
Aydilge"nin bu konuda gençlerin sesi
olduğunu düşünüyorum.Örneğin benimde
çevre hakkında yazılarım oluyor ve
bunları derslerde,öğretmenlerim ve
arkadaşlarımla paylaşma imkanım
oluyor.Bu röportajı,örnek olarak sınıfa
getirip okuduğumda Aydilge"de kim,nasıl
biri,nerden çıkmış gibi saçma sorulara
ceavap vermek zorunda kaldım.Halbuki
röportajın ve Aydilge"nin anlatmak
istediği mesaj ortada.Sanırım bunu
insanlarımıza enjekte etmenin yollarını
iyice aramalıyız.Aydilge şarkı
yaptı,yazdı ve bilgilendirdi.Hepimiz
destek olalım ve çalışalım!Dünya Bizim!
Hasan Can Yüce - Adana
24 Mayıs 2008, Cumartesi 22:10
her zaman için bir yaraya el atanı
sevmez bizim millet aydilgede bizi az
da olsa duyarlı olmamızı istemiş ama
neylersinizki klibini çoğu tv de
izleyemiyorsunuz ama olsun biz
aydilgeciler onun sonsuza kadar
izindeyiz ve onu sonsuza kadar
seveceğiz.
HİLAL T.K. - İstanbul
23 Mayıs 2008, Cuma 16:38
Aydilge gibi çok sayıda duyarlı
sanatçıya ihtiyacımız var. Çünkü
onların toplum üzerindeki etkisi
sıradan insanlara göre daha fazla.
Ayrıca sadece yenilenebilir enerji
kaynaklarının konunun tek başına özü
olmadığını düşünüyorum. Bireysel
başlamak lazım. Haydar bey 20 yıldır
aynı kırmızı sveteri giyiyorsa bir
bildiği var. Tüketme isteklerimizi
frenlemek gerekir diye düşünüyorum.
Hemen her konuda düşünmeliyiz. Tamamen
bireysel bir sorun değil küresel ısınma
ancak birey herşeydir.