Bienal küratörü Hou Hanrunun bienal kataloğunda Kemalist modernleşme modeline tepeden inme bir dayatma demesi tepkiye neden oldu. Marmara Üni. Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Nazan Erkmen, 131 öğretim görevlisi adına bir kınama mesajı yayımladı.
Bienal açılışında: İKSV Başkanı Şakir Eczacıbaşı (ortada) ve küratör Hou Hanru (sağda).
İSTANBUL - Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi, İmkânsız Değil Üstelik Gerekli: Küresel Savaş Çağında İyimserlik başlığı altında düzenlenen ve 8 Eylülde başlayan 10. Uluslararası İstanbul Bienalinin bu yılki küratörü Hou Hanrunun bienal kataloğunda yer alan metnine sert tepki gösterdi. Bunun üzerine, Bienali düzenleyen İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı bir açıklama yaparak, sanatın siyasete alet edilmesinden üzüntü duyduklarını dile getirdi.
Güzel Sanatlar Fakültesine bağlı 131 öğretim görevlisi adına hazırlanan ve fakültenin dekanı Prof. Dr. Nazan Erkmenin imzaladığı Bienale kınama adlı metinde, Hanrunun hazırladığı yazının Bienale gölge düşürdüğü iddia edildi.
TEPEDEN İNME DAYATMA Hanru, Bienal kataloğundaki yazısında şu ifadeye yer vermişti: Kemalist proje tarafından savunulan modernleşme modelinin yine de sisteme dahil bazı çözülemez çelişkiler ve ikilemlerle dolu tepeden inme bir dayatma olması; reformların, devrimci birer araç olarak gerekli olmalarına rağmen yarı askeri bir şekilde dayatılması demokrasi ilkesine aykırıydı; milliyetçi ideoloji evrensel hümanizmin benimsenmesine aksi yönde işledi ve toplumsal bir elit önderliğindeki ekonomik ilerleme toplumsal bölünme üretti. Popülist siyasi ve dini güçler, taleplerini toplumun tabanında yeniden oluşturmayı ve yönlendirmeyi ve bu talepleri kendi çıkarları yönüne çevirmeyi başardılar.
ERKMEN: DUYARLI OLMALIYDI Hou Hanrunun Kemalizme dair bu sözlerine dikkat çeken Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazan Erkmen, yaptığı yazılı açıklamada fakülte adına şu ifadeleri kullandı: Kemalist projenin tepeden inme bir dayatma, Mustafa Kemal Atatürkün anti hümanist olarak suçlanması, bilgisizliği aşan kasıtlı bir ifade olarak öne çıkmaktadır. Son derece hassas zamanlar yaşayan Türkiyede İstanbul Bienali küratörünün bu konuda daha duyarlı olmasını ve Atatürkün Sanatkâr cemiyette uzun cehid ve gayretlerden sonra alnında ışığı ilk hisseden insandır sözündeki gibi, ancak bu duyarlılığı taşıyanların sanatçı demeye layık olabileceğini hatırlatıyoruz.
İKSV: ÜZÜLDÜK Prof. Nazan Erkmenin açıklamalarından üzüntü duyduğunu belirten İKSV, şu açıklamada bulundu: Sayın Prof. Nazan Erkmenin 10. Bienalle ilgili bildirisini üzülerek okuduk. İstanbul Kültür Sanat Vakfı, kuruluşundan bu yana siyasetin sanatla ilişkisi konusunda büyük bir titizlik göstermiştir. Nitekim, 35 yıldır bu konuda hiçbir sorun yaşanmamıştır.
Demokrasinin başta gelen ilkelerinden biri düşüncelerin, buluşların önyargısız ve özgürce tartışılmasıdır. Bu ilkenin birer bilim kurumu olan üniversitelerimizce büyük bir duyarlılıkla izlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Marmara Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Sayın Nazan Erkmenden siyasal yaklaşımlardan önce Bienale sanatsal açıdan bakması ve bu konuda eleştirilerde bulunmasını beklerdik.
Vakfımız bir sanatçı ya da küratörün düşüncelerini özgürce dile getirmesi gerektiğine inanmakta ve bu konuda herhangi bir müdahale yapma hakkını kendinde görmemektedir. Küratörümüz Hou Hanru bu düşüncelerini Çağlar Keyder, Sibel Bozdoğan, Reşat Kasaba gibi önde gelen bilim adamlarının kitaplarından yararlanarak geliştirmiş ve sözlerini bu kaynaklardan yaptığı alıntılarla desteklemiştir.
Bir sanat ve kültür kuruluşu olarak bir üniversitenin Güzel Sanatlar Fakültesinin özgür düşünceye karşı en azından bizim gösterdiğimiz duyarlılığı göstermesi ve Bienal gibi etkinliklere sanatsal açıdan yaklaşmasını, bu konularda üniversite platformunda konuşmalar, açık oturumlar, paneller, söyleşiler hatta sempozyumlar düzenlemesini beklerdik. Hou Hanru ve Bienal dolayısıyla İstanbula gelen yüzlerce sanatçı ve eleştirmen sevinerek bu tartışmalara katılırlardı.
RADİKAL GAZETESİ SANATÇILARIN TEPKİSİNİ YAZDI Bienalde Kemalizm tartışmasına bugün Radikal gazetesi de geniş yer verdi. Gazetede yer alan çeşitli sanatçı ve küratörlerin konuyla ilgili görüşleri şöyle: Adnan Yıldız, Küratör Keşke sanat eğitimi alanında modernizmimizi, Hanrunun özellikle mimari olarak son derece doğru saptadığı yerden tartışacak kadar cesur ve eleştirel bir üniversite dünyamız olsaydı. Akademisyenlerin çoğunun başlarında onlara bu bildiriyi imzalatan tepeden inmeci, çağdaş Türk aydını piyesini sürdürmeye meraklı hocaları var. Asıl tam tersi olmalıydı! Aynı kadro Hanruya daha derin bir eleştiri getirebilir, Biz buradayken, ne işin var Santralistanbulda? O daha yeni, biz ise kaç yıllık okuluz? Otur, tartışalım... diyebilirdi. Gürbüz Doğan Ekşioğlu, Sanatçı İki türlü değerlendirmek gerekiyor. Birincisi özgürleşme yolundaki Türkiyede herkesin istediğini söyleyebilmesi. Bu açıdan Hanrunun söyledikleri doğal ama ülkemizde Atatürk ilkelerine bağlılık önemli bir kavram. Ben Hanrunun Türkiye Cumhuriyetini ve Atatürkü çok iyi tanımadığını düşünüyorum. Bana göre yanlış bir değerlendirme hatta biraz saygısızlık. Nilüfer Ergin, MÜGSF Öğretim Üyesi Hanrunun bu kadar kesin bir yargıyla, davetli olduğu ülkenin tarihine ilişkin yorum yapması beni de irkilti. Elbette sergisinin sanatsal çerçevesini kurabilmesi için ülkenin sosyal kültürel dokusuna ilişkin bir araştırma yapacak. Ve bunu kullanacak metininde ama Cumhuriyet Projesi ve Atatürke dair onu idelojik taraf olmaya iten nedeni doğrusu ben de merak ediyorum. İnci Eviner, Sanatçı Nazan Erkmenin sanatı devlet ideolojisinin bir yansıması olarak gören zihniyetin temsilcisi olarak söyledikleri bulunduğu kurumu, şahsını ve meslektaşlarını zor duruma düşürdü. Hanrunun Türkiyedeki demokratikleşme sürecini doğru ifade ettiğini düşünüyorum. Sanat eğitimi veren bir kurumun görevi özgür bireyler yetiştirmektir. Erkmenin kendini ideolojik kalıplardan kurtarıp özgürleştirmesini ve demoktratikleşme sürecine katkıda bulunmasını umuyorum.
HOU HANROU NE DEMİŞTİ? Batılı olmayan ilk modern cumhuriyetlerden ve gelişen dünyanın kilit oyuncularından biri olarak Türkiyenin tarihi ve son dönem konumu bu yöndeki en radikal, çarpıcı ve etki uyandıran vakalardan birini oluşturuyor. Ancak can alıcı bir sorun, Kemalist proje tarafından savunulan modernleşme modelinin yine de sisteme dahil bazı çözülemez çelişkilerin ve ikilemlerle dolu, tepeden inme bir dayatma olması: reformların devrimci birer araç olarak gerekli olmasına rağmen yarı askeri bir şekilde dayatılması, demokrasi ilkesine aykırıydı; milliyetçi ideoloji evrensel hümanizmin benimsenmesine aksi yönde işledi ve toplumsal bir elit önderliğindeki ekonomik ilerleme toplumsal bölünme üretti. Popülist siyasi ve dini güçler, taleplerini toplumun tabanında yeniden oluşturmayı ve yönlendirmeyi ve bu talepleri kendi çıkarları yönüne çevirmeyi başardılar.
Peki biz Türkler, Atatürk"ün
önderliğinde gerçekleşen Türkiye ya da
Modern Türkiye projesinin başarılı
olup, olmadığını sorgulamıyor muyuz?
Günlük yaşam pratiklerinin modern
düşünce sistemi ile çeliştiğine her gün
tanık olmuyor muyuz? Bunu yapıcı bir
biçimde eleştirmek ve daha iyiye doğru
geliştirmek elimizde. Ama kendi
eleştirisini ortaya koymayıp, başkası
eleştirdiğinde ise Türk-çe horozlanmak
çok doğru gelmiyor bana. Sanatçı her
zaman dünyaya yeni bakış açıları
getirmekle yükümlü olmuştur, bunda kötü
niyet aramak yerine eleştiriyi anlamaya
çalışmak daha iyi olmaz mı?
aylin sunam - İstanbul
15 Kasım 2007, Perşembe 12:18
Peki biz Türkler, Atatürk"ün
önderliğinde gerçekleşen Türkiye ya da
Modern Türkiye projesinin başarılı
olup, olmadığını sorgulamıyor muyuz?
Günlük yaşam pratiklerinin modern
düşünce sistemi ile çeliştiğine her gün
tanık olmuyor muyuz? Bunu yapıcı bir
biçimde eleştirmek ve daha iyiye doğru
geliştirmek elimizde. Ama kendi
eleştirisini ortaya koymayıp, başkası
eleştirdiğinde ise Türk-çe horozlanmak
çok doğru gelmiyor bana. Sanatçı her
zaman dünyaya yeni bakış açıları
getirmekle yükümlü olmuştur, bunda kötü
niyet aramak yerine eleştiriyi anlamaya
çalışmak daha iyi olmaz mı?
aylin sunam - İstanbul
15 Kasım 2007, Perşembe 12:08
"Türk"ün Türk"ten başka dostu yoktur"
söyleminin toplumun büyük bir çoğunluğu
tarafından benimsendiği bir ülkede
yaşıyoruz. Tarih kitaplarımız,okuldaki
hocalarımız bunu hepimizin kafasına
yerleştirdiler. Medyamız da bu görüşü
desteklemek için devletle işbirliği
halinde. Ulusalcılığın kitleleri
birarada tutmak için 19. yy"da ortaya
konulan bir yöntem olduğunun farkında
mıyız? Atatürk"ün devrimlerini
gerçekleştirebilmek için bu yöntemi
benimsediğinin, bunun birarada tutma
yöntemi olduğunun farkında değiliz gibi
geliyor. Bu kimlikle özdeşleşmek, bu
kimliği yüceltmek yaygın bir davranış
biçimi.